2026-09-09 · 23 dk
1597'de iftirayla rütbesi alınıp işkence gören Kore amirali Yi Sun-sin'in, donanma Chilcheollyang'da yok edildikten sonra geriye kalan on üç gemiyle Uldolmok Boğazı'nda yüzlerce Japon gemisini durdurmasını anlatır. Bölüm, boğazın gelgit akıntısının nasıl bir silaha çevrildiğini ve amiralin bir yıl sonra Noryang'da verdiği son emri ele alır.
yi sun-sinmyeongnyangkoreimjin savaşıdeniz savaşıBir kral, en iyi amiralini zincire vurdurdu. Aylar sonra donanmasının yüz altmış gemisinden geriye on üçü kalınca, o adamı hapisten çıkarıp başa geri çağırdı. Amiralin cevabı tek cümleydi: "Hâlâ on iki gemim var."
1597 yılının ilk aylarında, Joseon başkentinde bir sorgu odasında, elli iki yaşında bir adam sorulara cevap veriyordu. Adı Yi Sun-sin'di. Beş yıl önce, Japon ordularının Kore yarımadasına ayak bastığı o felaket yazında, ülkesinin denizlerini tek başına ayakta tutmuş adamdı. Şimdi bilekleri bağlıydı ve suçlaması emre itaatsizlikti.
Olayın nasıl bu noktaya geldiğini anlamak için birkaç ay geriye gitmek gerekiyor. Toyotomi Hideyoshi'nin 1592'de başlattığı istila, karada hızlı ilerlemiş ama denizde tıkanmıştı. Yi Sun-sin'in komuta ettiği güney donanması, Japon lojistik hatlarını defalarca kesmiş, Hansan açıklarındaki muharebeyle Japon filosunun batıya geçişini kapatmıştı. Karada ilerleyen Japon ordusu, denizden gelmesi gereken erzakı alamayınca durmak zorunda kaldı. Savaş bir ateşkese, ateşkes de uzun ve verimsiz bir müzakere sürecine dönüştü.
O müzakereler çökünce Hideyoshi ikinci bir sefer hazırladı. Ama bu kez Japon komutanlar, önlerindeki asıl engelin adını biliyorlardı. Konishi Yukinaga'nın hizmetindeki Yoshira adlı bir aracı, Joseon sarayına düzenli olarak "gizli bilgi" taşıyordu. Getirdiği haber şuydu: Kato Kiyomasa filan tarihte, filan güzergâhtan boğazı geçecek, donanma orada pusu kurarsa onu yakalayabilir.
Yi Sun-sin gitmedi. Tarif edilen suyun batık kayalarla dolu olduğunu, bilginin kaynağının düşmanın kendi adamı olduğunu, filosunu bilmediği bir dar geçide sokmanın onu bir tuzağa sokmak olduğunu söyledi. Askerî olarak haklıydı. Siyasi olarak bunu söylemek için en kötü anı seçmişti.
Sarayda onu uzun süredir çekemeyen bir çevre vardı. Bir donanma komutanının kraldan gelen bir emri kendi muhakemesine dayanarak reddetmesi, aradıkları fırsattı. Yi zincire vuruldu, başkente getirildi ve sorgulandı. Dönemin sorgu yöntemleri kayıtlarda açıkça yazılıdır: kırbaç, sopa, bacak kırma. Kral Seonjo idamı düşünüyordu. Yaşlı devlet adamı Jeong Tak'ın araya girmesi, geçmiş hizmetlerinin sayılması, bu kararı geri çevirdi.
Verilen ceza idamdan hafifti ama bir subay için taşıması ağırdı. Yi Sun-sin bütün rütbelerinden ve unvanlarından çıkarıldı, sıradan bir er olarak orduya iade edildi. Koreliler bu duruma "beyaz elbiseyle askerlik" diyordu: rütbe işareti olmayan sade bir giysiyle, en alt basamaktan yeniden başlamak. Beş yıl boyunca üç eyaletin donanmasını yöneten adam, general Gwon Yul'un karargâhında emir eri olarak görev alacaktı.
Nisan ayında, güneye doğru yola çıktığı sırada haberi aldı. Annesi Byeon Hanım, oğlunun tutuklandığını duyduktan sonra hastalanmış, seksen iki yaşında, onu görmek için bindiği geminin güvertesinde ölmüştü. Yi Sun-sin yıllardır tuttuğu günlüğe, Nanjung Ilgi'ye, yani Savaş Günlüğü'ne o günlerde çok kısa cümleler yazdı. Bir er olarak yürümeye devam etti.
Bu günlük, onun hakkında bildiklerimizin büyük kısmının kaynağıdır. Yi Sun-sin 1592'den ölümüne kadar neredeyse her gün not tuttu: hava durumu, gelen erzak, hasta asker sayısı, kimin kaç sopa yediği, kaç ok yapıldığı. Duygusal patlamalar azdır, ama vardır. Annesinin ölümünü yazdığı satırlarda kalemin nasıl titrediği, dört yüz yıl sonra hâlâ okunabiliyor. Belge 2013'te UNESCO'nun Dünya Belleği listesine alındı.
Boşalan koltuğa Won Gyun getirildi. Won Gyun deneyimsiz değildi; savaşın ilk yılında Yi Sun-sin'le birlikte çarpışmış, aynı sularda dövüşmüştü. Ama ikisinin arası yıllardır bozuktu ve saraya yazdığı raporlarda Yi'nin fazla temkinli davrandığını, düşmanın üzerine gitmediğini söylemişti. Şimdi kendi tezini uygulama sırası ondaydı.
Devraldığı şey, o güne kadar Doğu Asya'nın en etkili savaş filosuydu. Yüzden fazla panokseon, yani üst güvertesi kalkanlarla çevrili, top taşıyan ağır savaş gemisi. Eğitimli topçular. Hansan adasındaki üsler, tersaneler, depolar. Yi Sun-sin'in beş yılda kurduğu her şey, eksiksiz biçimde teslim edilmişti.
Bir yıl geçmeden hiçbiri kalmayacaktı.
Won Gyun'un üzerindeki baskı, göreve başladığı ilk günden itibaren artarak sürdü. Saraydan gelen mesajlar açıktı: donanma denize açılacak, Japon filosunu Busan açıklarında karşılayacak ve savaşı düşmanın kendi limanının önüne taşıyacaktı. Won Gyun bu emrin sakıncalarını gördüğünde geri adım atmayı denedi, ancak selefini eleştirirken kullandığı gerekçeler artık kendisine karşı kullanılıyordu. Ağustos 1597'de, hava ve akıntı koşullarına rağmen filosunu topladı ve doğuya, Busan'a doğru yola çıktı.
Sefer daha ilk günden bozuldu. Japon donanması muharebeye girmedi; hafif gemilerle taciz etti, geri çekildi, Kore filosunu peşinden sürükledi. Kürekçiler günlerce dinlenmeden çalıştı. Su ve erzak tükendi. Rüzgâr ters döndü, birkaç gemi filodan koptu. Busan önlerine varıldığında Japon ana kuvveti ortada yoktu ve Kore donanması, düşman kıyısının burnunun dibinde, bitkin halde duruyordu.
Won Gyun batıya döndü. 27 Ağustos gecesi filoyu Geoje adasının kuzeyindeki dar bir suda, Chilcheollyang'da, yani Çilçonyang Boğazı'nda demirletti. Karar felaketin kendisiydi. Boğaz dardı, çıkışları sınırlıydı, gemiler birbirine yakın yatıyordu ve manevra için yer yoktu. Devriye çıkarılmadı, gözcü hattı kurulmadı. Mürettebat, haftalardır ilk kez uyudu.
Japon komutanlar bu fırsatı bekliyorlardı. Todo Takatora, Wakizaka Yasuharu ve Kato Yoshiaki'nin gemileri karanlıkta boğazın iki ucunu tuttu. Saldırı gece yarısından sonra başladı.
Chilcheollyang'da olan şey bir deniz muharebesi değil, bir kuşatmaydı. Kore donanmasının en büyük üstünlüğü topçuluğuydu: uzaktan, düzenli hatlar halinde, düşman gemisini yaklaştırmadan parçalamak. Bunun için mesafe ve manevra alanı gerekir. O gece ikisi de yoktu. Japon gemileri bordaya yanaştı, kancalar attı ve o dönemin Japon savaş tarzının en güçlü olduğu şeye geçti: güverte üstünde, kılıçla, göğüs göğüse çarpışmaya.
Demirini kesip kaçmaya çalışan gemiler dar boğazda birbirine bindirdi. Ateş, rüzgârla bir gemiden diğerine atladı. Şafak söktüğünde Joseon donanmasının büyük bölümü ya batmış ya da yanıyordu. Komutan Yi Eok-gi öldürüldü. Won Gyun karaya çıkmayı başardı ama adamlarına yetişemedi; kayıtlara göre bir çam ağacının altına oturdu ve Japon askerleri onu orada buldu.
Beş yılda inşa edilen filo bir gecede yok olmuştu. Ve bu, sadece gemilerin kaybı değildi. O gemilerde, savaşın ilk yıllarında yetişmiş topçular, dümenciler, kürek ustabaşıları, muharebe deneyimi olan alt kademe subaylar vardı. Yeni bir gemi altı ayda yapılabilir; onu kullanacak mürettebat beş yılda yetişir.
O gece boğazda tam bir yıkım olmasını engelleyen tek şey, bir adamın emre uymamasıydı. Kanat komutanı Bae Seol, saldırıdan önce filodan ayrılmış, 12 gemisini boğazın aşağısında ayrı bir koya çekmişti. Sabah olup ne yaşandığını gördüğünde geri dönmedi. Hansan adasındaki üsse gitti, depoları ve tersaneleri Japonların eline geçmesin diye ateşe verdi ve 12 gemiyle batıya, güneybatı kıyısının girintili sularına doğru kaçtı.
Bu davranış, savaştan sonra Bae Seol'ün yargılanmasına yol açacaktı. Ama o 12 gemi, Joseon donanmasından geriye kalan her şeydi.
Chilcheollyang'ın sonuçları birkaç hafta içinde karada da görüldü. Beş yıldır kapalı olan deniz yolu açılmıştı. Japon orduları, artık denizden beslenerek batıya ve kuzeye ilerledi. Jeolla eyaleti, savaşın başından beri istiladan kurtulmuş olan tahıl ambarı, ilk kez işgale uğradı. Namwon kalesi düştü. Başkentin yolu yeniden açılıyor gibiydi.
Sarayda panik vardı. Ve sarayda, altı ay önce zincire vurdukları adamdan başka çağıracak kimse kalmamıştı.
Yi Sun-sin, komutan olarak yeniden atandığını bildiren belgeyi güneyde, bir er olarak bulunduğu karargâhta aldı. Yanında birkaç adam vardı, tek bir gemisi yoktu. Kıyıya doğru yürümeye başladı.
Ekim ayının ilk haftalarında Yi Sun-sin, güneybatı kıyısı boyunca yavaş yavaş ilerledi. Yaptığı iş, bir donanmayı yeniden bulmaktı. Dağılmış mürettebatları topladı, kaçan askerleri geri çağırdı, köylerden erzak istedi. Chilcheollyang'dan sağ kurtulanların bir kısmı ormanlarda saklanıyordu; onun yeniden komutaya geldiği haberi yayıldıkça kıyıya inmeye başladılar. Bae Seol'ün kurtardığı gemileri buldu. Sayı hâlâ 12'ydi.
Bu sırada başkentten bir emir geldi. Kral Seonjo'nun kararı şuydu: donanma fiilen yok olduğuna göre, geriye kalan gemiler ve adamlar kara ordusuna katılsın, deniz komutanlığı kaldırılsın. Karar askerî mantıkla savunulabilirdi. 12 gemiyle yüzlerce gemilik bir filoyu karşılamak, hesap kitapla açıklanacak bir şey değildi.
Yi Sun-sin'in cevabı, Kore tarihinin en çok tekrarlanan cümlelerinden biri oldu. Krala yazdığı arzda, elindekinin hâlâ 12 savaş gemisi olduğunu bildirdi ve şunu ekledi: donanma az olsa da, kendisi ölmediği sürece düşman Joseon denizlerine tepeden bakmaya cesaret edemez.
Mektup kabul edildi. Kısa süre sonra kurtarılan bir gemi daha filoya katıldı ve sayı 13'e çıktı. Toplam mürettebat, denizciler ve savaşçılarla birlikte yaklaşık 1500 kişiydi. Karşı tarafta, güneybatı kıyısına doğru ilerleyen Japon donanmasında yüzlerce tekne vardı; bunların 133'ü muharebeye girebilecek savaş gemisiydi, geri kalanı nakliye ve destek gemileri. Sarayın hesabı yanlış değildi. Yanlış olan, Yi Sun-sin'in savaşı nerede vereceğini henüz kimsenin bilmemesiydi.
Çünkü o, gemi sayısıyla değil, suyla savaşmayı planlıyordu.
Kore'nin güneybatı ucunda, Jindo adasıyla anakaradaki Haenam yarımadası arasında bir boğaz vardır. Resmî adı Myeongnyang'dır; halkın verdiği ad Uldolmok'tur ve bu ad, "uluyan boğaz" anlamına gelir. Adı, çıkardığı sesten gelir.
Uldolmok, Sarı Deniz ile güney kıyısı arasındaki gelgit suyunun sıkıştığı yerdir. En dar noktasında genişliği yaklaşık 293 metredir; yani iki kıyısı birbirinden bir stadyum boyu kadar uzaktır. Bu darlıktan geçmek zorunda kalan gelgit akıntısı, saatte yaklaşık 10 deniz mili hıza ulaşır. Yüzeyde girdaplar döner, su sırtlar halinde kabarır ve boğaz kilometrelerce öteden duyulan sürekli bir uğultu çıkarır. Akıntı yaklaşık üç saatte bir yön değiştirir; önce bir yöne akar, durur, sonra tam ters yöne akmaya başlar.
Yi Sun-sin bu suları yıllardır tanıyordu. Uldolmok'un ona verdiği üç şey vardı. Birincisi, boğaz o kadar dardı ki 133 gemi aynı anda içeri giremezdi; Japon filosu üstünlüğünü kullanamayacak, sıraya girmek zorunda kalacaktı. İkincisi, akıntı ters yönden gelen bir gemiyi neredeyse yerinde tutar, hızını ve dümen tutuşunu bozardı. Üçüncüsü, akıntının döneceği saati bilen taraf, muharebenin ne zaman biteceğine de karar verebilirdi.
Bir uyarı da vardı. Aynı akıntı, hesabı tutturamayan taraf için ölüm demekti. Boğazın ortasında akıntıya kapılan 13 gemi, düşmanın üzerine sürüklenip birer birer kuşatılabilirdi.
25 Ekim akşamı Yi Sun-sin filosunu boğazın kuzey çıkışına, Uldolmok'un dar ağzının hemen ötesine yerleştirdi. Sonra subaylarını topladı ve o gece söylediği şey, günlüğüne şu şekilde geçti: ölmeye kararlı olan yaşar, yaşamaya çalışan ölür. Bir kişi dar geçidi tutarsa, bin kişiyi korkutur.
Bunlar cesaretlendirme sözleri değildi. Ertesi sabah yapılacak işin teknik tarifiydi.
O gece 13 geminin arasında ne kaplumbağa gemi vardı ne de yedek. Savaşın ilk yıllarında Japonları dehşete düşüren o kapalı güverteli tekneler Chilcheollyang'da yanmıştı. Elde kalan panokseonlar da yıpranmıştı. Ama her birinin güvertesinde ağır bronz toplar duruyordu ve Yi Sun-sin'in bütün planı, o topların menzilini akıntının hızıyla çarpmak üzerine kuruluydu.
Sabaha karşı gözcüler haber getirdi: boğazın güney ağzından gemiler görünüyordu. Çok sayıda.
26 Ekim 1597 sabahı, akıntı Uldolmok'tan kuzeye, yani Kore filosunun bulunduğu yöne doğru akıyordu. Japon öncü kuvveti bu akıntıyı arkasına aldı ve boğaza girdi. Başlarında, savaşın en agresif deniz komutanlarından biri olan Kurushima Michifusa vardı. Arkasında Todo Takatora'nın gemileri geliyordu.
Kore filosu boğazın çıkışında, kıyıdan kıyıya, tek bir hat halinde duruyordu. Ve o hat, ilk temasta dağıldı.
Bunu gizlemenin anlamı yok: Yi Sun-sin'in kaptanlarının çoğu o sabah geri kaçtı. Chilcheollyang'da neler olduğunu biliyorlardı, karşılarına çıkan gemi kalabalığını görmüşlerdi ve gemilerini akıntıyla birlikte geriye çektiler. Boğazın ağzında tek bir gemi kaldı: Yi Sun-sin'in sancak gemisi.
Sonraki bir saat boyunca o tek gemi, kendisine yaklaşabilen her şeye ateş etti. Panokseon'un avantajı buydu; yüksek güverteli, ağır gövdeli, dört bir yanında top bulunan bir platformdu. Japon gemileri bordaya yanaşıp güverteye asker çıkarmaya çalıştıkça, üstlerine yakın mesafeden top mermisi, ok ve yanıcı madde yağdı. Dar boğaz Japon filosunu kuşatma yapamayacak biçimde sıkıştırıyordu; arkadan gelenler öndekilere biniyor, akıntı gemileri hedefin üzerine sürüklüyordu.
Yi Sun-sin bir noktada sancak gemisinin direğine işaret bayrağı çektirdi ve geri çekilmiş kaptanlarını çağırdı. Kayıtlarda adı geçen iki isim önce yaklaştı: An Wi ve Kim Eok-chu. Yi Sun-sin, Kim Eok-chu'ya, kaçmanın kurtuluş olmadığını, geri dönerse düşman elinde, dönmezse askerî kanun önünde öleceğini bağırarak bildirdi. İki gemi hatta girdi. Diğerleri arkalarından geldi. 13 gemi, boğazın ağzında yeniden bir hat oluşturdu.
Sonra suyun altındaki asıl silah devreye girdi.
Öğleye doğru gelgit yön değiştirdi. Sabah boyunca Japon filosunu ileri iten akıntı önce yavaşladı, durdu, sonra ters yöne akmaya başladı. O andan itibaren boğazın içindeki her Japon gemisi, kendi arkasındaki gemilere doğru sürükleniyordu. Kürekle bu akıntıya karşı koymak mümkün değildi. Filo kendi içine katlandı. Gemiler birbirinin küreklerini kırdı, birbirine bindirdi, dümen tutamaz hale geldi. Kore hattı, akıntının kendi lehine döndüğü konumu koruyarak sabit durdu ve önündeki bu tıkanmış kalabalığı sistematik biçimde topa tuttu.
Bu sırada suda yüzen cesetlerin arasından biri fark edildi. Kore tarafında Junsa adında bir adam vardı; savaşın erken yıllarında Kore saflarına geçmiş bir Japon askeri. Kırmızı zırhlı cesedi görünce teşhis etti: Kurushima Michifusa. Japon öncü komutanının başı Kore sancak gemisinin direğine asıldı. Boğazın içinde sıkışmış, dümen tutamayan, komutanının cesedinin karşı tarafın direğinde sallandığını gören bir filonun morali, o noktada tamamen çöktü.
Japonlar geri çekilmeye çalıştı. Ters akıntıda geri çekilmek, ilerlemekten kolay değildi. Muharebe akşama doğru bittiğinde bilanço şuydu: Japon tarafında 31 gemi batırılmış ya da kullanılamaz hale getirilmişti. Todo Takatora yaralanmıştı. Kayıplar arasında çok sayıda deneyimli subay vardı.
Kore tarafında kaybedilen gemi sayısı sıfırdı. Yi Sun-sin'in kendi günlüğüne göre sancak gemisinde 2 kişi ölmüş, 3 kişi yaralanmıştı; başka bir gemiden 8 kişi denize düşerek boğulmuştu.
Bir noktayı açıklıkla söylemek gerekir. Popüler anlatıda Uldolmok'un iki yakası arasına demir zincir gerildiği, Japon gemilerinin bu zincire takıldığı sıkça tekrarlanır. Bu ayrıntı, muharebeye katılan ve o gün olan biteni saat saat kaydeden Yi Sun-sin'in kendi günlüğünde geçmez; çok daha sonraki anlatılarda ortaya çıkar. Tarihçilerin büyük kısmı bunu efsane sayar. Uldolmok'ta olan şeyin bir tuzak mekanizmasına ihtiyacı yoktu. Tuzağın kendisi boğazdı.
O akşam Yi Sun-sin filoyu boğazdan çekti ve daha batıdaki adalara doğru götürdü. Kazandığı şey bir muharebeydi, savaş değil. Ama Japon donanmasının Sarı Deniz'e açılma, yani karadaki orduyu deniz yoluyla besleyerek başkente yürüme planı o gün iptal oldu. Beş yıl önce Hansan'da olan şey, bu kez 13 gemiyle tekrarlanmıştı.
Zaferden birkaç hafta sonra Yi Sun-sin'e kuzeyden bir mektup ulaştı. Japon birlikleri Asan'daki aile evine baskın yapmıştı ve en küçük oğlu Yi Myeon, evi savunurken öldürülmüştü. Savaş Günlüğü'nde o güne düşülen kayıt, bütün metnin en kırılgan yerlerinden biridir. Adam, tuz kokusu sinmiş bir kamarada oturmuş, oğlunun adını yazmakta zorlanmıştır. Aynı yılın nisanında annesini kaybetmişti. Ekiminde oğlunu kaybetti.
Ertesi sabah gemileri saymaya devam etti.
Uldolmok'tan sonraki bir yıl, tarihte fazla anlatılmayan ama belki en dikkat çekici bölümdür. Yi Sun-sin, batı adalarında bir üs kurdu ve donanmayı sıfırdan yeniden inşa etti. Kaçak halkı topladı, onlara toprak ve balıkçılık hakkı verdi, karşılığında tersanelerde çalıştırdı. Tuz üretip ticaretini yaparak kendi bütçesini yarattı; saraydan para beklemedi. Kereste kesildi, top döküldü, mürettebat eğitildi. 13 gemiyle çıktığı o kıştan, ertesi sonbaharda 80'in üzerinde savaş gemisiyle çıktı.
Bu arada savaşın kaderini belirleyen olay Kore'de değil, Japonya'da yaşandı. Toyotomi Hideyoshi Eylül 1598'de öldü. Seferi başlatan iradenin ortadan kalkmasıyla, Japonya'daki naiplik meclisi orduların geri çekilmesine karar verdi. Kore'deki Japon komutanlar için mesele artık kazanmak değil, adamlarını sağ salim gemilere bindirip evlerine götürmekti.
Yi Sun-sin bunu kabul etmedi. Ona göre altı yıl boyunca ülkeyi yakan bir ordunun serbestçe çekip gitmesi, savaşın bitmesi değil, yarıda kesilmesiydi. Ming Çin'inden gelen müttefik donanmanın komutanı Chen Lin'le birlikte, güneydeki Suncheon kalesinde sıkışmış olan Konishi Yukinaga'nın deniz yolunu kapattı.
Konishi, kurtarılmak için güneybatı Japonya'nın güçlü beylerinden Shimazu Yoshihiro'ya haber gönderdi. Shimazu, çevredeki bütün Japon deniz kuvvetlerini topladı; yaklaşık 500 gemilik bir filo, kuşatmayı kırmak için yola çıktı. Yi Sun-sin ve Chen Lin, ellerindeki 85 Kore ve 63 Ming gemisiyle, toplam yaklaşık 148 tekneyle onları Noryang Boğazı'nda karşılamaya karar verdi.
Muharebe 16 Aralık 1598 gecesi, karanlıkta başladı. Bu, savaşın en büyük ve en kanlı deniz çarpışması oldu. Dar sularda yakın mesafeden top ateşi, yangın çıkaran mermiler, güverte üstünde göğüs göğüse çarpışma. Ming komutanı Deng Zilong, Chen Lin'in sıkışan sancak gemisine yardıma giderken kendi tarafının yanlış ateşiyle vurulan bir gemide kaldı ve Japon askerleri o gemiyi ele geçirdiğinde öldürüldü. Şafak sökerken Japon filosunun yaklaşık 200 gemisi batmış ya da ele geçirilmişti; kayıplar 13 bin askere ulaşmıştı.
Sabahın ilk saatlerinde, kaçan Japon gemilerini kovalarken, Yi Sun-sin'i sol koltuk altından bir arkebüz kurşunu buldu. Yaranın ölümcül olduğunu anında anladı. Yanındakilere söylediği söz kayıtlara şöyle geçti: savaş kızıştı, davulu çalmaya devam edin, ölümümü duyurmayın.
Ölümüne tanık olan üç kişi vardı: oğlu Yi Hoe, yaveri Song Hui-rip ve yeğeni Yi Wan. Yi Wan amcasının zırhını giydi, sancak gemisinin güvertesinde davulun başına geçti ve çarpışma bitene kadar oradan ayrılmadı. Filodaki hiç kimse, muharebenin sonuna kadar komutanın öldüğünü bilmedi. Chen Lin haberi ancak her şey bittikten sonra öğrendi; Ming kayıtlarına göre yaşlı Çinli amiral güvertede yere çökmüş ve ağlamıştır.
Yi Sun-sin 53 yaşındaydı. Altı yıl süren savaşın son muharebesinde, savaşın son gününde öldü. Ardından kendisine, "sadık ve savaşçı bey" anlamına gelen Chungmugong unvanı verildi; Kore'de bu ada bugün caddeler, madalyalar ve gemiler taşır. Asan'daki Hyeonchungsa tapınağı onun adına kuruldu.
Geriye kalan asıl miras ise başka bir şey. Uldolmok Boğazı yerinde duruyor. Aynı gelgit, aynı darlıktan geçiyor, aynı sesi çıkarıyor. Jindo ile Haenam arasına bugün bir asma köprü kuruldu ve köprünün altında, günde birkaç kez, su hâlâ yön değiştirip uğulduyor. Oraya giden ziyaretçilerin gördüğü şey, bir zafer anıtından çok basit bir fizik dersidir: dar bir geçit, hesabı bilen bir komutan ve doğru saat.
1597 sonbaharında birinin elinde 13 gemi vardı, diğerinin 133. Kazanan taraf, sayının belirleyici olmadığı bir yer seçebilendi.
Nöron Tarih'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.