2026-09-04 · 22 dk
1864-1870 arasında Paraguay'ın Brezilya, Arjantin ve Uruguay'a karşı verdiği Üçlü İttifak Savaşı'nı, Francisco Solano López'in ülkesini sonuna kadar sürüklemesini ve nüfusun büyük bölümünün yok olmasını anlatır. Bölüm, bir Brezilya vapurunun ele geçirilişinden Tuyutí ve Humaitá'daki bataklık muharebelerine, Acosta Ñu'da sahte sakal takıp savaşa sürülen çocuklardan Cerro Corá'daki son sahneye ve bugün hâlâ süren nüfus kaybı tartışmasına uzanır.
paraguay savaşıüçlü ittifaksolano lópezacosta ñugüney amerika tarihi16 Ağustos 1869 sabahı bir tepede savaşa dizilen askerlerin çoğu on iki yaşından küçüktü; yüzlerine, büyük görünsünler diye kömürle sakal çizilmişti. Karşılarında Güney Amerika'nın en büyük ordusu vardı ve savaş çoktan kaybedilmişti. Bugün Paraguay o günü Çocuk Bayramı olarak anıyor.
19. yüzyılın ortasında Güney Amerika haritasına eğilen bir Avrupalı diplomat, kıtanın tam kalbindeki o küçük ülkeyi çoğu zaman atlardı. Paraguay'ın denize çıkışı yoktu. Onu dünyaya bağlayan tek yol, güneye doğru ağır ağır akan iki nehirdi: Paraguay ve Paraná. Ve o nehirlerin okyanusa kavuştuğu ağız Paraguay'ın değil, Arjantin'in denetimindeydi. Bir ülkenin bütün ihracatı, bütün silah alımı, bütün mühendisi ve bütün mektubu, komşularının izin verdiği ölçüde içeri girip dışarı çıkabiliyordu. Bu coğrafi ayrıntı, anlatacağım her şeyin altında yatan sessiz denklemdir.
Bağımsızlığını 1811'de ilan eden ülkeyi otuz yıla yakın süreyle José Gaspar Rodríguez de Francia yönetti. Kendisine "Yüce Diktatör" denen bu adam, komşularının iç savaşlarından uzak durmanın tek yolunu kapıları kapatmakta gördü. Dış ticaret devletin tekeline alındı, yabancıların ülkeye girişi kısıtlandı, kilise mallarına el kondu, büyük toprak sahipleri tasfiye edildi. 1840'ta öldüğünde geride yoksul ama borçsuz, dışa kapalı ama iç düzeni sağlam bir ülke bırakmıştı.
Ardından gelen Carlos Antonio López kapıları aralamayı seçti. 1841'den 1862'ye kadar süren yönetiminde İngiltere'den mühendisler getirtti, Ybycuí'de, yani İbikui'de bir demir dökümhanesi kurdurdu, tersane açtırdı. 1861'de Asunción'da, yani Asunsiyon'da ilk tren hattı işlemeye başladı, 1864'te Paraguarí'ye ulaştı. Telgraf hatları döşendi. Devlet okulları açıldı, okuma yazma oranı kıtanın pek çok yerinden yüksekti. En dikkat çekici şey ise şuydu: Paraguay'ın hiç dış borcu yoktu. Latin Amerika'da Londra bankerlerine tek kuruş borcu olmayan neredeyse tek ülkeydi.
Bu düzenin görünmeyen bir bedeli vardı. Ülke tuhaf biçimde silahlıydı. Kimi hesaplara göre Paraguay'ın silah altındaki asker sayısı 30 bine yaklaşıyordu ve bu rakam, üç komşusunun daimi kuvvetlerinin toplamını aşıyordu. Ama bu ordunun tüfekleri eskiydi, topçusu sınırlıydı, subay kadrosu deneyimsizdi. Donanması nehirlerde gösterişliydi, açık denizde hiçbir şeydi. Ve bütün ikmal hattı, düşman olabilecek ülkelerin kıyılarından geçen sulardan ibaretti. Paraguay güçlü görünüyordu; aslında nefes borusu başkasının elindeydi.
1862'de Carlos Antonio López ölünce yerine oğlu Francisco Solano López geçti. Genç López, babasının 1850'lerin başında Avrupa'ya gönderdiği elçilik heyetinin başındaydı; Paris'te, Londra'da, Madrid'de aylar geçirmiş, silah ve gemi satın almış, Kırım Savaşı'nın haberlerini yakından izlemiş, İrlanda doğumlu Elisa Lynch ile orada tanışıp onu Asunsiyon'a getirmişti. Avrupa'dan iki şeyle dönmüştü: modern bir ordunun neye benzediğine dair bir fikir ve kendi ülkesinin Plata havzasında büyük devletler dengesinin hakemi olabileceğine dair bir inanç. Bu ikinci fikir, birincisinden çok daha tehlikeliydi.
Denge fikrinin sınandığı yer Uruguay oldu. Küçük ülkede iktidardaki Blanco hükümetiyle Brezilya arasındaki gerilim 1864 yazında tırmandı; Brezilya, muhalefetteki Venancio Flores'i açıkça destekliyordu. Solano López 30 Ağustos 1864'te Brezilya'ya bir nota vererek Uruguay'a yapılacak herhangi bir müdahaleyi Paraguay'ın güvenliğine karşı bir tehdit sayacağını bildirdi. Brezilya notayı ciddiye almadı. 12 Ekim 1864'te Brezilya birlikleri Uruguay topraklarına girdi. Asunsiyon'da bir sınır çizilmişti ve o sınır çiğnenmişti. Şimdi sıra, o sözü tutmaktaydı.
11 Kasım 1864 sabahı Asunsiyon rıhtımından Brezilya bayraklı bir yolcu vapuru demir aldı. Adı Marquês de Olinda'ydı; bundan sonra kısaca Olinda vapuru diyeceğim. Paraguay Nehri boyunca kuzeye, Brezilya'nın iç kesimlerindeki Mato Grosso eyaletine gidiyordu. Güvertesinde posta, hazine parası, resmî evrak ve eyaletin yeni atanmış valisi Albay Frederico Carneiro de Campos vardı. Gemi Asunsiyon'da yakıt ve erzak almış, Paraguay makamları hiçbir engel çıkarmamıştı. Vali, görevine gitmek üzere yola çıkmış bir devlet memuruydu; iki ülke arasında savaş ilanı yoktu, hatta diplomatik ilişkiler resmen kesilmemişti bile.
Ertesi gün, 12 Kasım'da, Olinda vapuru nehrin yukarı kesiminde bir Paraguay savaş gemisi tarafından durduruldu. Geminin adı Tacuarí'ydi, Türkçe söyleyişiyle Takuari. Karşı koyma imkânı yoktu. Olinda vapuruna el kondu, mürettebatı ve yolcuları tutuklandı, Asunsiyon'a geri götürüldü. Carneiro de Campos esaretten sağ çıkamadı. Solano López bu kararı verirken hâlâ bir müzakere kapısının açık kalacağını hesaplıyordu; niyeti savaş açmak değil, Brezilya'ya Uruguay'daki müdahalenin bedeli olduğunu göstermekti. Ama nehirde bir gemiye el koymak, mesaj göndermenin en yanlış anlaşılan biçimidir. Rio de Janeiro bunu tek bir şey olarak okudu: savaş.
Aralık 1864'te Paraguay birlikleri kuzeye, Mato Grosso'ya girdi. Coimbra Kalesi kuşatıldı, ardından Corumbá alındı. Askerî olarak bu harekât başarılıydı; stratejik olarak neredeyse anlamsızdı. Alınan yerler seyrek nüfuslu, ulaşımı zor, Brezilya'nın can damarlarından binlerce kilometre uzaktaki bozkırlardı. Brezilya oradan vurulmuyordu. Savaşın gerçek cephesi güneydeydi ve güneye ulaşmak için Arjantin topraklarından geçmek gerekiyordu.
Solano López tam da bunu istedi. 1865 başında Arjantin Devlet Başkanı Bartolomé Mitre'den, ordusunun Corrientes, yani Korriyentes eyaletinden geçerek Brezilya'nın güney eyaletine ulaşmasına izin vermesini talep etti. Mitre reddetti. Bunun üzerine 13 Nisan 1865'te Paraguay gemileri Korriyentes limanında demirli iki Arjantin savaş gemisine el koydu ve kara birlikleri eyalete girdi. Böylece Paraguay, tek bir hamleyle Brezilya'nın yanına Arjantin'i de ekledi. Kıtanın en kalabalık iki ülkesi, aynı anda ve aynı cephede karşısındaydı.
1 Mayıs 1865'te Buenos Aires'te Brezilya, Arjantin ve Flores yönetimindeki Uruguay arasında Üçlü İttifak Antlaşması imzalandı. Metnin gizli maddeleri savaş bittiğinde ortaya çıkınca Latin Amerika'da büyük tepki topladı: taraflar Paraguay'ın tartışmalı sınır bölgelerini şimdiden aralarında paylaşıyor, ülkeye savaş tazminatı yüklüyor ve savaşın ancak Solano López iktidardan düşürüldüğünde sona ereceğini karara bağlıyorlardı. Bu son madde önemlidir, çünkü savaşın müzakereyle bitmesini baştan imkânsız hale getiriyordu.
Ve sonra Paraguay nefes borusunu kaybetti. 11 Haziran 1865'te Paraná Nehri üzerinde, Riachuelo'da, yani Riaçuelo'da Brezilya filosu Francisco Manuel Barroso komutasında Paraguay donanmasını karşıladı. Çarpışma günün büyük bölümünü aldı ve sonunda Paraguay filosu fiilen yok oldu. O günden sonra nehirler Brezilya'nındı. Silah gelemezdi, ilaç gelemezdi, mühendis gelemezdi. Eylül 1865'te Uruguaiana'da kuşatılan bir Paraguay kolordusu teslim olunca saldırı evresi tümüyle kapandı. Paraguay artık savaşı kazanmaya değil, sürdürmeye çalışacaktı.
1866 baharında müttefik ordusu Paraná'yı geçti ve Paraguay topraklarına ayak bastı. Karşılarındaki arazi, savaş tarihinde ender rastlanan türdendi: kilometrelerce uzanan sığ bataklıklar, aralarında ancak dar toprak şeritlerin geçit verdiği sazlıklar, yağmurdan sonra bir gecede çamura dönen ovalar. Buna yerel dilde "estero" deniyordu. Ordular birbirini görebiliyor ama birbirine ancak belirli birkaç geçitten ulaşabiliyordu. Bu, savunan taraf için hediye, saldıran taraf için tuzaktı. 2 Mayıs'ta Estero Bellaco'da yapılan ilk büyük çarpışma bunu her iki tarafa da gösterdi.
Solano López yine de saldırmayı seçti. 24 Mayıs 1866 sabahı, Tuyuti adı verilen bataklık ovada, ordusunu dört ayrı kola böldü ve müttefik kampına eşzamanlı bir kuşatma saldırısı emri verdi. Plan kâğıt üzerinde cesurdu: kollar bataklığı farklı noktalardan aşacak, düşmanı aynı anda dört yönden vuracak ve savunma hattını çökertecekti. Ama eşzamanlılık, telgrafın olmadığı, arazinin görüşü kestiği, kolların birbirini saatlerce göremediği bir yerde bir temenniden ibarettir. Kollar dağınık saatlerde ve dağınık noktalarda ortaya çıktı.
Müttefikler hazırdı. Toprak siperlerin ardında sıralanmış topçu, bataklığı geçmek zorunda olan piyadeyi açık hedef olarak buldu. Paraguaylı askerler dizlerine kadar çamurda, tek sıra hâlinde, ateş altında ilerlemek zorunda kaldı. Süvari, atların batmadığı birkaç sert şerit dışında hiçbir yere giremedi. Kimi noktalarda Paraguay birlikleri siperlere ulaşıp göğüs göğüse çarpıştı, bir iki bataryayı ele geçirdi; ama arkalarından gelen destek hiçbir zaman zamanında yetişmedi. Öğleden sonra saldırı bütünüyle kırıldı. Geri çekilen birlikler, sabah geçtikleri aynı çamurdan bu kez sırtları dönük geçmek zorunda kaldı.
Rakamlar, Güney Amerika tarihinin bilinen en kanlı meydan muharebesini anlatır. Yaklaşık 24 bin kişilik Paraguay ordusu, 32 bin civarındaki müttefik kuvvete saldırmıştı. Paraguay'ın kaybı 13 bin dolayındadır: yaklaşık 6 bin ölü, 7 bin yaralı. Müttefiklerin kaybı 4 binin biraz üzerindeydi; bunun 996'sı ölü, 3.232'si yaralıydı. Tek bir günde Paraguay ordusunun yarısına yakını savaş dışı kalmıştı ve bu adamların yerine koyacak kimsesi yoktu.
Aynı yılın 22 Eylül'ünde Kurupayti mevzilerinde tersi oldu. Müttefikler bu kez iyi hazırlanmış Paraguay siperlerine cepheden yüklendi ve 4 bine yakın kayıp verip püskürtüldü; savunanların kaybı birkaç düzineyi geçmedi. Asunsiyon'da çanlar çaldı, zafer ilan edildi. Ama Kurupayti bir dönüm noktası değil, bir yanılsamaydı. Müttefikler o kayıpları birkaç ay içinde telafi edebilirdi. Paraguay, Tuyuti'de kaybettiklerini asla telafi edemezdi.
Bundan sonrası aritmetiktir. Brezilya, ordusuna "vatan gönüllüleri" adıyla yeni kıtalar yazdı, köleleri askerlik karşılığında azat etti, İngiltere'den kredi ve silah aldı. Paraguay ise sırayla yaş sınırlarını indirdi. 1867'de her iki orduyu da kolera vurdu; bataklık kamplarında salgın, çarpışmalardan daha çok adam götürdü. Aynı yıllarda Solano López, ordusu içinde bir ihanet ağı olduğuna kanaat getirdi; San Fernando karargâhında yürütülen sorgulamalar sonunda iki kardeşi, dışişleri bakanı ve Asunsiyon piskoposu da dahil olmak üzere yüzlerce kişi idam edildi ya da hapiste öldü. Ordunun deneyimli kadrosu, düşman kadar kendi karargâhı tarafından da eritildi. Temmuz 1868'de yıllardır kuşatılan Humayta istihkâmları düştü. Aralık ayında Avay'da ve ardından Lomas Valentinas'ta Paraguay'ın son düzenli ordusu imha edildi. 1869'un ilk günlerinde müttefik birlikleri boşaltılmış Asunsiyon'a girdi. Başkent alınmıştı, ordu yoktu, hükümet dağılmıştı. Her ölçüte göre savaş bitmişti. Bitmedi.
Solano López, kalanlarla birlikte kuzeydoğudaki tepelere çekildi ve Piribebuy kasabasında yeni bir başkent ilan etti. Orada yeniden bir ordu kurmaya girişti. Ama kurulacak ordunun malzemesi kalmamıştı. Yetişkin erkeklerin büyük bölümü ölmüş, esir düşmüş ya da yaralı hâlde bir yerlere dağılmıştı. Geriye kalanlar askere alındı: altmışını geçmiş adamlar, sakat kalmış gaziler ve çocuklar. Kayıtlarda 12 yaşında, 10 yaşında, kimi anlatılarda 9 yaşında erler görünüyordu. Bunlara giydirilecek üniforma da yoktu; çoğu yalınayak, sırtında evden çıktığı gömlekle saf tutuyordu.
Ordunun arkasında, yollarda, bir başka kalabalık yürüyordu. Bunlara sonradan "residenta" denecekti: cepheyi izleyen, öküz arabalarında ya da yaya olarak kolonun peşinden giden kadınlar, yaşlılar, hasta ve çocuklardan oluşan kalabalık. Yiyecekleri erimişti; portakal kabuğu, kök ve bulabildikleri hayvan artıklarıyla besleniyorlardı. Askerî bir birlik değildiler ve tam da bu yüzden savaşın en savunmasız parçasıydılar.
12 Ağustos 1869'da müttefikler Piribebuy'a saldırdı. Kasaba, çoğu kadın ve çocuk olan bir kuvvetle, kum ve şişe kırıklarıyla doldurulmuş toplarla savundu. Birkaç saat içinde düştü. Çarpışmanın vahşeti, o gün orada bulunan çeşitli tanıkların anlatımlarında birbirini doğrular: teslim olanlara aman verilmedi, kasabadaki hastane ateşe verildi. Piribebuy'un düşmesi, Solano López'in ve peşindeki sivil kolonun kuzeye kaçmaktan başka seçeneği kalmadığı anlamına geliyordu. O kolonun kaçabilmesi için birinin arkada kalıp zaman kazanması gerekiyordu.
Bu görev General Bernardino Caballero'ya verildi. 16 Ağustos 1869 sabahı, Acosta Ñu, yani Akosta Nyu denen açık ovada, elinde birkaç bin kişilik bir kuvvet vardı; sayı tahminleri 3.500 ile 6.000 arasında değişir. Bu kuvvetin büyük çoğunluğu çocuktu. Karşısında, Brezilya İmparatoru'nun damadı Gaston d'Orléans komutasında, topçusu ve süvarisi tam, 20 bin kişilik bir müttefik ordusu duruyordu. Ve o sabah, savaş tarihinin en acı ayrıntılarından biri yaşandı: en küçük çocukların yüzlerine, karşı taraftan yetişkin görünsünler diye, kömürle sakal çizildi. Kimi anlatılarda bunlar yün ve kıldan yapılmış takma sakallardı. İkisi de aynı şeyi anlatır: bir ordunun, askerlerinin çocuk olduğunu gizlemeye çalışması.
Çarpışma sekiz saat sürdü. Ova düzdü; saklanacak bataklık, sığınacak siper yoktu. Süvari hücumları ovayı defalarca boydan boya taradı. Çocuklar tahmin edilenden çok daha uzun dayandı, geri çekilmedi, birkaç kez karşı hücuma bile kalktı. Gün sonunda ovada 2 bin dolayında ölü kalmıştı. Ardından olanlar, savaşın Paraguay belleğine kazınan asıl yaradır: kuru otlar tutuşturuldu ve yangın, ovada yatan yaralıların üzerinden geçti. Bu emrin kimden çıktığı, hangi ölçüde kasıtlı olduğu bugün de tartışılır. Gerçek olan şu ki Caballero görevini yerine getirdi; koloni kaçırdı, Solano López kuzeye ulaştı ve savaş yedi ay daha uzadı.
Bu ovada iki ayrı sorumluluk kesişir ve ikisini de söylemek gerekir. O çocukları saf tutmaya mecbur bırakan, savaşı sürdürmekte ısrar eden bir hükümetti. O çocukların üzerine 20 bin kişilik bir orduyu süren ise, karşısındakinin kim olduğunu görebilecek mesafedeydi. Paraguay bugün 16 Ağustos'u Çocuk Bayramı olarak anar. Ülkenin çocuklara ayırdığı gün, bir doğum ya da bir kuruluş günü değil; çocukların öldürüldüğü bir muharebenin yıl dönümüdür.
Kovalamaca kuzeydeki ormanlarda yedi ay sürdü. Yanındakiler birer birer eriyerek ilerleyen kafile, 1870 Mart'ının ilk gününde Cerro Corá'da, yani Serro Kora denen tepelik bölgede, Aquidabán deresinin kıyısında yakalandı. General José Antônio Correia da Câmara komutasındaki Brezilya süvarisi kampı sabah kuşattı. Solano López mızrakla yaralandı, ata binemeyecek hâlde dereye doğru çekildi ve teslim ol çağrısına, kendisine atfedilen sözle karşılık verdi: vatanımla birlikte ölüyorum. Orada öldürüldü. Aynı gün 15 yaşındaki oğlu Juan Francisco da, teslim olmayı reddedip öldürüldü. Elisa Lynch, oğlunu ve Solano López'i o toprağa kendi elleriyle gömdü. Savaş, başladığından 5 yıl 4 ay sonra bitmişti.
Sonra sayım geldi. 1871'de yapılan nüfus sayımı ülkede 221.079 kişi buldu. Bu sayının dağılımı, rakamın kendisinden daha çok şey anlatır: 106.254 kadın, 86.079 çocuk ve yalnızca 28.746 yetişkin erkek. Bir nüfusun cinsiyet dengesi böyle bozulduğunda ortaya çıkan şey bir kayıp listesi değil, bir toplumsal yapı çöküşüdür. Tarla süren, ev kuran, evlenen, vergi veren kuşak yoktu.
Peki savaştan önce kaç kişiydiler? İşte bu bölümün başlığındaki "sayılamayan ölüler" burada devreye giriyor, çünkü tarihçiler bu soruda hâlâ anlaşmış değil. Uzun yıllar boyunca savaş öncesi nüfusun 1 milyona yaklaştığı ve ölüm oranının yüzde 90'ı bulduğu söylendi; bu rakamlar bugün ciddiye alınmıyor. 1988'de tarihçi Vera Blinn Reber, mevcut kayıtları yeniden inceleyerek kaybın nüfusun yüzde 8,7 ile 18,5'i arasında kaldığını savundu. 1999'da Thomas Whigham ve Barbara Potthast, Aralık 1989'da Paraguay savunma bakanlığı arşivinde bulunan ve o güne kadar bilinmeyen 1870 tarihli bir sayıma dayanarak buna karşı çıktılar. Onların hesabına göre nüfus savaş öncesinde 420 bin ile 450 bin arasındaydı ve savaş sonunda 140 bin ile 166 bine düşmüştü; yani kayıp yüzde 60 ile 69 arasındaydı.
Bu aralığın bu kadar geniş kalmasının nedeni basittir. Paraguay'ın güvenilir bir savaş öncesi sayımı yoktu, savaş sırasında arşivler yandı ya da yağmalandı ve ölümlerin büyük bölümü meydan muharebelerinde değil, kolerada, açlıkta ve yollarda yaşandı. Bunlar kimsenin defter tutmadığı ölümlerdir. Bir ülkenin kaç evladını kaybettiğini bilememesi, kaybın kendisinin bir parçasıdır.
Geriye kalanı da savaş belirledi. Paraguay, tartışmalı sınır bölgelerinin büyük kısmını Brezilya ve Arjantin'e bıraktı; toprak kaybı, iddia ettiği alanın yaklaşık yüzde 40'ı kadardır. Batıdaki Chaco bölgesini elde tutabilmesi ise bir hakemlik kararı sayesinde oldu: 1878'de ABD Başkanı Rutherford Hayes, Arjantin ile Paraguay arasındaki anlaşmazlıkta Paraguay lehine karar verdi ve ülke bugün hâlâ bir eyaletine onun adını taşıtır. Brezilya birlikleri 1876'ya kadar ülkede kaldı. Ve savaştan önce hiç dış borcu olmayan Paraguay, 1871 ve 1872'de Londra'da aldığı, büyük bölümü hiç ülkeye ulaşmayan iki borçla borçlu ülkeler kervanına katıldı. Galiplerin dayattığı savaş tazminatları ise ancak 1940'larda, Arjantin ve Brezilya'nın birbiri ardına alacaklarından vazgeçmesiyle silindi.
Belleğe gelince: Solano López uzun süre ülkeyi uçuruma sürükleyen adam olarak anıldı, sonra 1936'da resmen ulusal kahraman ilan edildi, kalıntıları başkentteki Kahramanlar Anıtı'na taşındı ve savaş, Paraguay ulusal kimliğinin kurucu anlatısı hâline geldi. Bu tartışma ülkede bugün de sürüyor. Ama bir toplumun neyi bayram yaptığı, kime heykel diktiğinden daha çok şey söyler. Paraguay'ın takviminde Cerro Corá'nın günü de var, ama okulların, ailelerin, çocukların gerçekten kutladığı gün 16 Ağustos'tur; kazanılmış bir muharebenin değil, kaybedilmiş bir muharebenin tarihi. Yüzlerine kömürle sakal çizilmiş çocukların bir ülkeye bıraktığı miras, zaferden değil, unutmamaktan ibaret.
Nöron Tarih'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.