← Nöron Seyahat

Uçan Balığın Takvimi: Orkide Adası

2026-10-02 · 19 dk

▶ Spotify’de dinle

Tayvan'ın güneydoğusundaki Orkide Adası'nın (Lanyu) ve Tao halkının portresi: yılın aylarını uçan balık sürüsünün gelişine göre bölen bir takvim, çivisiz yapılan tatala kayıkları, tayfuna karşı toprağa gömülü evler ve 1982'den beri adada duran yüz bin varil nükleer atığın gölgesi.

orkide adasıtao halkıuçan balıktayvannükleer atık

Bölüm metni

Bu adada yılın ilk ayı ocakta değil, uçan balık sürüsünün ufukta göründüğü gün başlar. Balık geldiğinde kimin hangi kayığa bineceği, hangi balığın kime ayrılacağı, hatta hangi sözün söylenmeyeceği bellidir. Peki adanın ucuna "konserve fabrikası" denilerek kurulan o beton depoda ne var?

Mart ayının başında, güneş doğmadan birkaç saat önce, Pasifik'in batı kıyısındaki küçük bir volkanik adanın altı köyünde aynı şey oluyor. Erkekler sahile iniyor, ağaç kabuğundan yontulmuş tekneleri suya sürüyor, ellerindeki meşaleleri yakıyor. Alev suyun yüzeyinde titrerken, karanlığın içinden kanat sesine benzeyen bir çırpınma geliyor. Uçan balık geldi. Ve o geldiğine göre yeni yıl başladı.

Burada yılın ocak ayında başlamadığını anlamak, adanın her şeyini anlamanın anahtarı. Tayvan'ın güneydoğu açıklarında, anakaradan yetmiş kilometre kadar uzakta duran bu 45 kilometrekarelik kara parçasına Tayvanlılar Lanyu, yani Orkide Adası diyor. Ad 1947'de verilmiş; adanın ormanlarında yetişen kelebek orkidesinden geliyor. Ondan önceki Çince adı Kızıl Baş Adası'ydı, çünkü güneybatıdan yaklaşan gemiciler en yüksek tepeyi, 552 metrelik zirveyi batan güneşin altında kızıla çalar görüyordu. Ama adada yaşayan halkın kendi dilinde adanın adı bambaşka: insanların adası. O halk da kendine Tao diyor, ki o dilde "insan" demek. Dışarıdan onlara uzun yıllar Yami dendi; bu adı 1897'de adada çalışan Japon araştırmacı Torii Ryūzō yerleştirdi literatüre. Bugün ada nüfusu 5 bin 200 civarında, Tao sayısı ise son sayımlarda 4 bin 700'e yakın.

Coğrafyaya bakınca bir tuhaflık göze çarpıyor. Orkide Adası, Tayvan'a ait; fakat Luzon volkanik yayının bir halkası, yani jeolojik olarak Filipinler'e doğru uzanan zincirin kuzey ucu. Adayı güneyde Filipinler'in en kuzey takımadası Batanes'ten, yani Batan Adaları'ndan ayıran mesafe, Tayvan'a olan mesafeden pek fazla değil. Tao dili de Tayvan'ın öbür yerli dillerine değil, Batan Adaları'nda konuşulan Ivatan diline yakın. Yani bu halk, idari olarak kuzeye bağlı; ama kulağı, tekne biçimi ve takvimi güneye dönük.

O takvim denizden okunuyor. Yıl üçe bölünüyor. Kabaca mart ile temmuz arasına düşen dönem uçan balık mevsimi; temmuzdan kasıma uzanan sıcak dönemde balık artık yüzeyden avlanmıyor, kurutulanı yeniyor, ev ve tekne işleri yürüyor; kasımdan mart başına kadar süren soğuk dönem ise bekleme zamanı. Ayların adları da takvim yapraklarından değil, o ay yapılacak işten geliyor. Bir ay, balık kurutma sehpalarının kurulduğu ve yılın ilk denize açılışının yapıldığı ay. Sonraki, balığı denizden çağırma ayı. Sonraki, küçük teknelerin avı, taro hasadı. Sonraki, kurutulmuş balığın depolanması, ev ve tekne yapımının başlangıcı. Sonraki, darı hasadı. Yıl sonuna doğru bir ay şükran töreninin ve darı ekiminin ayı; kışın bir ayı büyük teknelerin onarıldığı ay. Bir yılı anlatmak için on iki sayı yetmiyor; on iki iş gerekiyor.

Mevsimin açılış töreni mivanwa, yani balığı çağırma. Erkekler sahile, tekneler pruvaları denize dönük biçimde dizilir. Geleneksel kıyafetler, hasırdan örülmüş başlıklar, bazı köylerde gümüş miğferler çıkar. Kesilen hayvanın kanı kıyıdaki taşlara sürülür; bu, denize gönderilen bir davet. Çağrı belirsiz bir "balık" için değil. Tao, uçan balığı türlere ayırıyor ve bu türler arasında bir sıra var. En başta siyah kanatlı olan geliyor; ilk gelen o, sayısı en az olan o, en saygı göreni de o. Onu kurutulduktan sonra ateşte kızartmak yasak. Ardından beyaz kanatlı tür geliyor; meşaleyle, gece avında tutulan ve ateşte pişirilmesine izin verilen tür. En son ve en bol gelen, kırmızı benekli olan; mutfakta en esnek davranılan da o.

Bu kuralların nereden geldiğini Tao'nun kendi anlatısı açıklıyor. Hikâyeye göre insanlar başlangıçta uçan balığı öteki deniz ürünleriyle aynı tencerede kaynatıyor, hastalanıyordu. Bir gece siyah kanatlı balık, uçan balıkların reisi, yaşlı bir adamın rüyasına girdi ve düzeni anlattı: hangi tür ne zaman tutulur, hangisi hangi tencerede pişer, hangisine dokunulmaz. Dünyanın çoğu mutfağında ilişki tek yönlüdür; insan balığı yer. Buradaki anlatıda yön tersine çevrilmiş: kuralı balık koyuyor, insan sözünü tutuyor. Uçan balık için ayrı tencere tutulur, ayrı tabak kullanılır, gövdesi belli yerlerinden kesilir, kurutma sehpasına belli bir yönde asılır.

Sofra da ikiye, hatta üçe ayrılmış. Bazı balıklar yalnızca erkeklerin yiyebileceği balıklardır; bazıları kadınlara ve yaşlılara ayrılmıştır; bir bölümü yalnızca yaşlıların önüne konur. Bu, beslenme kuralı gibi görünüp aslında toplumsal düzenin tabaklara yazılmış hâli. Ve bu düzenin en sert maddesi sondadır: mevsim kapandığında, yani eylül civarında uçan balık avı biter. Takvim "bitti" dediği gün deniz ne kadar cömert olursa olsun ağ atılmaz. Son kurutulmuş balığın yendiği tören geçtikten sonra artakalan balık insan sofrasından çıkar. Bu, bolluğa dayanan bir kültürün değil, kendine sınır çizen bir kültürün davranışı.

Deniz kapanınca iş karaya taşınır, karada da iki malzemeye: toprağa ve ağaca.

Orkide Adası tropik muson kuşağında. Kıyıda yıllık ortalama sıcaklık 26 derece, yükseklerde 23. Rakamlar yumuşak görünüyor ama adanın gerçek iklimi ortalamalarda değil, iki şiddette yaşanıyor: yazın tayfunlar, kışın kuzeydoğudan aylarca kesilmeyen muson. Tao'nun mimarisi bu iki şiddete verilmiş bir cevap. Ev yükselmez, iner. Toprak kazılır, çıkan toprak evin çevresine yığılır, yapı yarı yarıya yerin altına gömülür. Dışarıdan bakan biri köyü ilk gördüğünde evleri değil, sıra sıra çatıları görür; gövde gözden kaybolmuştur. Rüzgâr tutunacak yüzey bulamaz.

Ama bir Tao evi tek bir yapı değil, üç parçalı bir avlu düzeni. Yerin altındaki ana ev uyku, saklama ve kış içindir; kapıları alçaktır, girerken eğilmek gerekir. Yanında ahşap direkler üstünde yükseltilmiş bir çalışma yapısı vardır: gündüz işi orada yapılır, hava akar, zemin nemden korunur. Üçüncüsü üstü örtülü, yanları açık bir çardaktır; öğleden sonranın sıcağında oturulan, ağ onarılan, konuşulan yer. Bütün düzen denize bakar ve arazinin eğimine göre taş basamaklarla teraslanır. Yani ev tek bir işlevi değil, bir günün saatlerini barındırıyor: serin olanı yerin altına, çalışmayı yükseğe, sohbeti gölgeye koyuyor.

Bu mimarinin en iyi korunmuş örnekleri adanın doğusundaki Ivalino köyünde ayakta. "En iyi korunmuş" ifadesi burada hüzünlü bir anlam taşıyor, çünkü adanın geri kalanında bu evlerin çoğu durmuyor. 1960'ların sonundan 1980'lere uzanan dönemde devlet, yer altı evlerini modernleşme adına betonarme konutlarla değiştirdi. Beton deniz kumuyla karıldı; tuz demiri paslandırdı, duvarları çatlattı, bir bölümü yıkılmak zorunda kaldı. Tayfuna karşı yüzyıllarca ayakta kalmış bir yapı tipinin yerine, bir nesil dayanmayan bir yapı tipi geldi. Ivalino'nun önemi burada: orada hâlâ hangi çözümün adaya ait olduğunu gözle görmek mümkün.

Toprağın öbür yarısı tarlada. Adanın beslenme düzeninde baş sırada taro var; sulanan taro tarlaları kadınların elinde, taş sınırlarla bölünmüş, kuşaklar boyunca miras kalan parseller. Darı ise tören bitkisi; hasadının kendi ayı, kendi ritüeli var. İş bölümü basit ve kesin: deniz erkeklerin alanı, toprak ve çömlek kadınların. Bir törende gösterilen zenginlik sandık dolusu para değil, tarladan sırtta taşınıp yığılan taro ve kesilen domuzdur.

Ağaca gelince, Tao'nun dünyaya asıl imzası tekne. İki boy var. Küçüğü iki ya da üç kişilik; büyüğü altı ile on kişi arasında mürettebat alan, gece avında meşaleyle çalışan büyük tekne. Her ikisi de tek bir gövdeden oyulmuyor; boyuna göre 21 ile 27 arasında ayrı tahtadan birleştiriliyor. Ve içinde tek çivi yok. Tahtalar ahşap takozlarla, kavelalarla geçirilir, rattan şeritlerle bağlanır, aralarına dolgu basılır. Her parça için başka bir ağaç türü seçilir; omurgaya giden ağaçla bordaya giden ağaç aynı değildir. Bu yüzden tekne, kesildiği gün değil, dikildiği gün başlar. Bir çocuk doğduğunda aile ağaç diker; o ağaçlar, çocuk erişkin olduğunda teknesinin tahtası olur. Bir teknenin yapımı kışa doğru başlar ve üç ile beş ay sürer; yani adamın hayatındaki en büyük eser, adanın en durgun mevsiminde yontulur.

Gövde bittikten sonra yüzeye desen oyulur ve üç renk girer: kırmızı toprak boyası, kavkı ve kireçten beyaz, isten siyah. Üç renk, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi burada da en zor bulunanı değil, en kalıcı olanı. Desenler rastgele değil. Pruva ile kıç tarafına oyulan daireler teknenin gözüdür; yolu görmesi ve kötülüğü kovması için. Gövdeye işlenen kollarını yana açmış insan figürü, efsanedeki ilk atayı gösterir. Aralara güneş ışınları ve dalga dizileri girer. Tekne bittiğinde suya sessizce bırakılmaz; önce etrafına taro yığılır, tören yapılır, sonra erkekler tekneyi omuzlarına alıp havaya fırlatarak suya indirir. Bir tekneyi suya indirmek, bir evin tamamlanmasıyla aynı ağırlıkta bir olaydır.

Bütün bunların, yani yere gömülen evin, çivisiz teknenin, kapanma günü olan av mevsiminin arkasında tek bir mantık var: ada küçük, deniz büyük, ve hiçbir şey sınırsız değil. 1982'de adaya gelen şey ise bu mantığın hesaba katmadığı bir şeydi. Çünkü tayfun değildi.

Adanın güneydoğusunda, Ivalino'nun yakınında, Çincesi Ejder Kapısı anlamına gelen Longmen adlı bir koy var. 1970'lerin ortasında Tayvan hükümeti, nükleer santrallerinin düşük radyoaktiviteli atıklarını depolamak için bir yer arıyordu ve bu koyu seçti. Saha 1974'te belirlendi, proje 1975'te onaylandı, 1978'de koya liman inşa edildi, tesis 1980'de tamamlandı. Mayıs 1982'de ilk variller geldi.

Adanın hafızasındaki asıl mesele tarihler değil, o yıllarda kendilerine ne söylendiği. Ivalino'dan yaşlıların yıllardır anlattığı şey şu: kendilerine burada bir balık konserve fabrikası kurulacağı söylendi. Bazı anlatılarda ananas fabrikası diye geçiyor. Adada o yıllarda zorunlu eğitim yeni başlamıştı, nüfusun büyük bölümü Çince bilmiyordu, ada 1967'ye kadar dışarıya kapalı tutulmuş bir bölgeydi. Nükleer düzenlemeden sorumlu kurum Atomic Energy Council, yani Atom Enerjisi Konseyi ise bu iddiayı reddediyor; resmî yazışmalarda hiçbir yerde konserve fabrikası ifadesinin geçmediğini, belgelerde tesisin radyoaktif madde deposu olarak açıkça adlandırıldığını söylüyor. İki anlatı arasındaki boşluk önemli, çünkü tartışma yazılı belgenin ne dediğiyle değil, kıyıdaki insana ne anlatıldığıyla ilgili. Adada o yıllarda bilgilendirme toplantısı yapıldığına, halkın onayının alındığına dair bir kayıt yok.

Tesis 23 hendekten oluşuyor. Toplam kapasite 133 bin 728 varil. Kabul 1982'de başladı ve Şubat 1996'da durdu; o tarihe kadar adaya 97 bin 672 varil taşınmıştı. Bunların büyük çoğunluğu santrallerden, kalanı hastane ve araştırma kurumları gibi kaynaklardan geldi. Sonradan yapılan paketleme işlemi varil sayısını değiştirdi; bugünkü resmî sayı 100 bin 277.

Tao'nun ne depoladığını öğrenmesi 1987'de oldu. Adada o dönem yürütülen aydınlatma çalışmaları, adadaki tesisin bir konserve fabrikası olmadığını anlattı. 20 Şubat 1988'de ada halkı deponun kapısında toplandı. Attıkları slogan sade ve doğrudandı: Orkide Adası'nı seviyoruz, nükleer atık istemiyoruz. 1990'larda hareket büyüdü ve dilini kendi inancından kurdu. Tao'nun dünyasında ölülerin huzursuz ruhları vardır ve bunlar adanın en korkulan şeyidir; bazı yerlere bu yüzden ayak basılmaz. Hareketin kullandığı ifade, atığı adadan kovmak değil, adanın kötü ruhlarını kovmaktı. Şubat 1998'de başkentte yaşayan yüzlerce Tao, Tao Gençlik Derneği öncülüğünde devlet elektrik şirketi Taiwan Power Company'nin, yani Tayvan Elektrik Kurumu'nun merkezi önünde toplandı.

Sonrasında bir vaat zinciri başladı. Tayvan Elektrik Kurumu 2002 sonuna kadar atığın adadan çıkarılacağını açıkladı. Çıkarılamadı, çünkü atığın gideceği nihai bir bertaraf sahası seçilemedi ve bugün de seçilmiş değil. 2008'de, ilk varilin gelişinden 26 yıl sonra, varillerin durumu ciddi biçimde incelendi; ilk partide açılan binlerce varilin paslandığı, bir kısmının gövdesinde çatlak oluştuğu görüldü. Bunun üzerine bütün variller tek tek açılıp yeniden paketlendi; sayının 100 bin 277'ye çıkmasının nedeni de bu işlem. 2011'de Tayvan'ın merkez araştırma kurumu Academia Sinica'dan, yani Merkez Araştırma Kurumu'ndan araştırmacılar, tesis çevresinden 2008 ile 2010 arasında alınan tortu örneklerinde sezyum 137 ve kobalt 60 saptadıklarını açıkladı. Tayvan Elektrik Kurumu ölçülen seviyelerin yasal sınırların altında kaldığını, saptanan miktarın yeniden paketleme çalışmasından kaynaklanan tozla ilgili olabileceğini bildirdi. Adada yıllardır konuşulan hastalıklarla depo arasında nedensel bağ kuran resmî bir bulgu yok; resmî sağlık taramaları aşım saptamadı. Ama bir topluluğun risk algısı, ölçüm cihazının değerinden değil, kendisine kırk yıl boyunca ne söylendiğinden besleniyor.

Devletin tutumu 2010'larda değişti. 1 Ağustos 2016'da Cumhurbaşkanı Tsai Ing-wen, Tayvan'ın yerli halklarına devlet adına özür diledi ve metinde Orkide Adası'nı ayrıca andı: nükleer atığın Tao'ya danışılmadan, onayı alınmadan adaya taşındığını kabul etti, karar sürecinin araştırılıp rapor edilmesi talimatını verdi. Mart 2018'de cumhurbaşkanlığına bağlı tarihsel adalet komitesi tazminat düzenlemesi için hükümete çağrı yaptı. 22 Kasım 2019'da hükümet 2 milyar 550 milyon Tayvan doları tazminatı onayladı ve her üç yılda bir 220 milyon Tayvan doları arazi kullanım ödemesi sözü verdi. Bir hafta sonra, 29 Kasım 2019'da Tao'lu yaşlı aktivistler hükümetin yürütme kanadı Executive Yuan'ın, yani Bakanlar Kurulu'nun önünde toplanıp bu paketi reddetti. İstedikleri şey paranın miktarı değildi: atığın ne olacağının konuşulacağı kalıcı bir müzakere masası, bu konunun yasayla düzenlenmesi ve ödenecek paranın tazminat olarak dağıtılmak yerine deponun taşınmasına harcanması. Aralık 2024'te hükümet nükleer atık mevzuatı için yeni bir düzenleme hazırlığı açıkladı. Variller hâlâ Ejder Kapısı'ndaki hendeklerde.

Bu kırk yılın en acı yerinde başka bir şey daha oluyor. Adanın takvimi de yerinden kayıyor. Uçan balığı kıyıya getiren şey, Tayvan'ın yanından geçen sıcak Kuroshio akıntısı, yani Kara Akıntı. O akıntının davranışı istikrarını yitirdikçe, adanın yaşlıları balığın daha geç geldiğini, daha az geldiğini, kimi yıl daha kuzeyin serin suyuna çekildiğini söylüyor. Bunun anlamı yalnızca eksik av değil. Çağırma töreni yapılmış, sehpalar kurulmuş, mevsim resmen açılmış ama deniz cevap vermiyorsa, o takvim ilk kez kendi dışında bir şeye yanılıyor demektir. Bir kültürün en sağlam parçası, doğayla kurduğu sözleşmeydi; şimdi o sözleşmenin karşı tarafı değişiyor.

Yine de adada son yıllarda ters yönde iki hareket oldu. Temmuz 2024'te bir köy, on yıldan uzun süredir yapılmayan bir büyük tekne indirme töreni düzenledi; taro yığıldı, tekne havaya fırlatıldı, bütün sıra baştan uygulandı. İki yıl sonra, Haziran 2026'da, Ovayan, yani Altın Dostluk adını taşıyan çivisiz bir büyük tekne, Orkide Adası'ndan yola çıkıp adayı güneydeki Batan Adaları'ndan ayıran boğazı geçti ve Filipinler kıyısına, 17 Haziran'da, dillerinin akraba olduğu Ivatan halkının limanına vardı. Yüzyıllar sonra ilk kez o eski yol, eski usul yapılmış bir tekneyle yeniden kat edilmiş oldu. Tao mürettebat, dönüş yolculuğuna çıkarken tekneyi oradaki akrabalarına bıraktı; iki halkın aynı rahimden kardeş olduğunu söyleyerek.

Yani adada iki tür gömülü şey var. Biri, tayfuna karşı bilerek toprağa indirilmiş evler; adanın kendi kararı. Öteki, hendeklere indirilmiş yüz bin varil; adaya sorulmadan verilmiş karar. Birini insanlar her kış onarıyor, boyasını yeniliyor, çocuğuna anlatıyor. Ötekinin ise ne zaman kaldırılacağını hâlâ kimse söyleyemiyor. Ve uçan balık, kendi takvimini bilmeyen hiçbir kuruma danışmadan, her mart kıyıya bir kez daha geliyor.

Nöron Seyahat'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.