← Nöron Seyahat

Yolu Kış Dondurunca: Zanskar

2026-09-27 · 16 dk

▶ Spotify’de dinle

Hindistan'ın Ladakh bölgesindeki Zanskar vadisinin portresi: yılın yedi ayı karla kapanan bir vadide donan nehir yatağının tek yol hâline geldiği Chadar geleneği, uçurum kenarındaki Phuktal ve Karsha manastırları, arpa-tereyağı mutfağı ve 1823'te Zangla'da bir taş odaya kapanıp ilk Tibetçe-İngilizce sözlüğü yazan Macar bilgin Csoma. Yeni Nimmu-Padum-Darcha yolu ve Shinkun La tüneliyle bu kopukluğun sona ermesi.

zanskarladakhchadarhimalayabuzul nehir

Bölüm metni

Yılın yedi ayı bu vadiye giden bir yol yoktu. Sonra kış geliyor, nehir donuyor ve insanlar suyun üstünde yürüyerek dünyaya açılıyordu — sırtta erzak, buzun altında akan su, iki yanda üç yüz metre kaya. Şimdi o yol asfaltlanıyor; peki buz çözülürse geride ne kalacak?

Ocak ayının ortasında, güneş vadinin tepesine değmeden önce, ses gelir. Uzaktan bir yerden, ayağının bastığı yerin bir buçuk metre altından, uzun ve boğuk bir çatlama. Sonra bir tane daha, daha yakından. Buz, üstünde yürüyen insanı duymuş gibi konuşur. Ama konuştuğu şey insan değildir; altından akıp giden su, gece boyunca birkaç santim düşmüş ya da yükselmiş, buz tabakası kendi ağırlığını yeniden hesaplamıştır. Bunu bilmek yürüyeni rahatlatmaz. Duvarlar iki yandan altı yüz metre yükselir, gökyüzü yalnızca bir şerittir, güneş öğleye kadar dibe inmez ve sıcaklık gece eksi 30'un altına düşer. Aşağıda, buzun bittiği yerlerde, su siyahtır. Siyah değil aslında; o kadar berrak ve o kadar derindir ki ışığı geri vermez.

Burası Zanskar Irmağı'nın kanyonu. Kuzey Hindistan'ın Ladakh bölgesinde, Himalayalar'ın arkasında kalan bir vadiden çıkıp kuzeye, İndus'a doğru koşan bir su. Yazın öfkeli, çamurlu, geçilmez bir ırmaktır; kimse yanına yaklaşmaz. Kışın donar ve bir yola dönüşür. Zanskarlılar buna çadar der, örtü demektir; ırmağın üstüne çekilen kış örtüsü. Aşağı uçta, Çiling köyünün yukarısındaki bir noktadan başlanır, kanyon boyunca güneye, Nerak köyüne kadar çıkılır, oradan da vadinin içlerine, Padum'a doğru devam edilir. Toplam 90 kilometre civarındadır ve yürüyerek altı ila dokuz gün sürer. Güvenli sayılan pencere çok dardır: ocağın ortasından şubatın ortasına kadar. Öncesinde buz henüz kalınlaşmamıştır, sonrasında çözülmeye başlar.

Bu yolda yürümenin bir tekniği vardır ve kitaptan öğrenilmez. Önde giden kişi elinde bir sopa taşır, her birkaç adımda buza vurur ve çıkan sese kulak verir. Tok bir ses iyidir. Boş, davul gibi bir ses kötüdür. Ayak tabanı yere tam basar, adımlar kısadır, topuk vurulmaz. Buzun rengi de bilgi taşır: mat beyaz olan, üstüne kar düşmüş ve altı hava almış olabilir; cam gibi şeffaf mavi olan genellikle en sağlamıdır ama aynı zamanda en kaygandır. Kanyonun döndüğü yerlerde akıntı hızlanır ve buz hiç tutmaz; orada kıyıdaki kaya çıkıntılarına tırmanılır, el ile ayak için bulunan yarıklardan geçilir, bazen sırt yüke ezilirken suya girip baldıra kadar ıslanmak gerekir. Sonra hemen durulup çorap değiştirilir, çünkü ıslak ayak bu havada bir saat içinde parmak kaybına dönüşür.

Geceler mağaralarda geçer. Kanyonun duvarında, yüzyıllardır aynı işi gören birkaç oyuk vardır; Tibb bunların en bilinenidir. İçinde is tabakası, duvarda kurum, yerde önceki grupların bıraktığı kuru dal yığını bulunur. Yakacak, ırmağın yaz aylarında sürükleyip kıyıya bıraktığı söğüt ve kavak dallarıdır; toplanır, taşınır, ölçülü kullanılır. Ateş ısıtmaz aslında, sadece bir merkez yaratır; insanlar etrafında dizilir, tereyağlı çay içilir, ıslak eldivenler dumanın üstünde kurutulur. Sabah, uyku tulumunun ağzındaki nefesten donmuş bir halka bulunur.

Nerak'a yaklaşırken kanyon bir sürpriz saklar. Yan duvardan aşağı inen bir çağlayan, hareket halindeyken yakalanıp öylece kalmış gibi, buzdan bir perde olarak asılıdır. Altından geçerken insan sesini kısar. Köyün kendisi yukarıdadır, ırmak seviyesinden yüzlerce metre yüksekte; aşağıya sarkan tek bağlantı, üstünden geçilen ipli bir köprüdür.

Bütün bunlar dışarıdan gelen için bir maceradır. Zanskar'da doğan için değildi. Kasımdan mayısa kadar vadiyi dünyaya bağlayan geçitler karla kapanır; batıda Kargil yönündeki 4.400 metrelik Pensi La geçidi ilk kar yığınıyla kullanılamaz hale gelir. Beş, altı ay boyunca Zanskar'dan çıkmanın tek yolu ırmağın üstüydü. Tüccarlar tereyağı kalıplarını ve yak yününü sırtlayıp Leh'e yürür, dönüşte çay, tuz, şeker, kumaş getirirdi. Leh'teki yatılı okula giden çocuklar tatil sonunda bu buzun üstünde, babalarının arkasından, günlerce yürüyerek okullarına dönerdi. Hastalar tahta kızaklara bağlanıp çekilirdi; kanyonda doğum sancısı tutan kadınların ve yolda ölenlerin hikâyeleri her köyde anlatılır. Çadar kimse için spor değildi. Kapalı bir odanın tek kapısıydı ve o kapı, ancak kış yeterince sert geçerse açılırdı.

Kanyon bittiğinde manzara aniden değişir. Duvarlar geriler, gökyüzü genişler, ırmak yavaşlar ve önde geniş, açık, kahverengi bir teras uzanır. Zanskar'ın kendisi, dar bir yarık değil; 3.500 metre yükseklikte, iki sıra karlı dağ arasına sıkışmış yüksek bir ova sistemidir. Vadinin merkezi Padum burada, iki suyun buluştuğu yerde kurulmuştur. Batıdan gelen kola Doda denir; kaynağı Pensi La'nın yanındaki Drang Drung buzuludur, yani vadinin batı ucundaki o koca buz dili. Güneydoğudan gelen kol Tsarap'tır, çok daha uzaktan, Baralaça La civarından yol alır. İkisi Padum yakınlarında birleşir ve Zanskar Irmağı doğar. Adın kendisi Tibetçedir; beyaz bakır anlamına gelen bir kökten geldiği kabul edilir.

Yükseklik, burada yaşamanın bütün kurallarını yazar. Don yapmayan gün sayısı yüzü biraz geçer. Tek bir ekin mevsimi vardır ve o da kısadır. Mayısta, sulama kanallarındaki buz çözülünce köy hep birlikte tarlaya iner: arpa ekilir, biraz buğday, bezelye, şalgam, hardal. Ekim işi bir aile işi değil, mahalle işidir; çift süren yak melezleri sırayla köyün tarlalarını dolaşır. Eylülde hasat yine hep birlikte kaldırılır, harman taşa vurulur, saman damlara yığılır. Damların üstündeki o kuru ot yığınları süs değildir; kışın hayvanın yiyeceğidir ve kaç ay dayanacağı hesaplanmıştır.

Arpa, vadinin bütün mutfağını belirler. Kavrulup öğütülen arpa ununa tsampa denir; tereyağlı çayla yoğurulup hamur kıvamına getirilir, elde yuvarlanır, yenir. Isıtır, doyurur, bozulmaz ve taşınabilir. Gur gur çay dediklerinde kastedilen, çay yapraklarının tuzla ve tereyağıyla uzun uzun dövüldüğü o tuzlu, yağlı içecektir; ilk yudumda yabancıyı şaşırtır, üçüncü günde vazgeçilmez olur, çünkü bu havada insanın kaybettiği şey şeker değil yağdır. Kıyma hamuruyla, şalgam ve havuç gibi kök sebzelerle pişen skyu, başparmak büyüklüğünde bastırılmış hamur toplarıyla yapılan doyurucu bir çorbadır ve tam anlamıyla bir kış yemeğidir. Bir de paba ile tangtur vardır: arpa, buğday, bezelye ve bakliyat unlarının karışımından pişen koyu bir hamur ile onun yanına verilen ayranlı, sebzeli bir katık. Bunların hepsinin ortak noktası aynıdır; çok uzaktan hiçbir malzeme gerektirmezler.

Kış, işin bittiği mevsim değildir, sadece işin içeri taşındığı mevsimdir. Yün eğrilir, kumaş dokunur, keçe yapılır, çizme diklir, koşum onarılır. Düğünler kışın yapılır, çünkü kimsenin tarlası yoktur; arpadan mayalanan çang içilir, evler dolar, günlerce süren ziyaretler birbirini kovalar. Hayvan ile insan aynı binanın iki katında durur: altta ahır, üstte oda, ısı yukarı çıkar. Evin en sıcak yeri mutfaktır ve bir kış boyunca ailenin yaşadığı gerçek yer de orasıdır.

Vadinin ikinci mimarisi manastırlardır ve hepsi aynı mantıkla yerleştirilmiştir: tarlanın olmadığı, ekilemeyen, dik ve yüksek yerlere. Padum'un 11 kilometre kuzeyinde, yamaca basamak basamak yayılan Karşa, Zanskar'ın en büyük ve en etkili manastırıdır; Gelugpa geleneğine bağlıdır ve kuruluşu çevirmen Phagspa Şerap'a dayandırılır. Ovanın içinde, ağaçların arasında duran Sani ise vadinin en eskisi sayılır; arkasındaki Kanika stupası, 1. yüzyılda hüküm süren Kuşan hükümdarı Kanişka ile ilişkilendirilen, bölgede eşi az bulunan bir yapıdır. Ama Zanskar'da insanın nefesini kesen manastır, Padum'un 52 kilometre güneydoğusunda, Lungnak Vadisi'nin dibindeki Phuktal'dır. Bir kayanın altındaki büyük bir mağaranın çevresine, arı kovanı gibi, üst üste odalar yapılmıştır; mağaranın içinde yüzyıllardır akan bir kaynak vardır. 15. yüzyılda Gangsem Şerap Zangpo tarafından kurulmuş olan bu yere tekerlekli hiçbir şey ulaşamaz. Erzak yazın at sırtında, kışın donmuş Tsarap'ın üstünde insan sırtında taşınır.

Bu manastırların işlevi ibadetten çok daha genişti. Okuma yazmayı, takvimi, ilaç bilgisini, hukuku, tapu kaydını onlar tuttu. Her ailenin bir oğlunu manastıra vermesi âdetti; bu hem bir inanç meselesiydi hem de miras bölünmesini engelleyen soğukkanlı bir tarım hesabıydı. Vadinin siyasi tarihi de aynı şekilde küçük ve kendi içine kapalıdır. 10. ve 11. yüzyıllarda burada iki hanedan kuruldu, Karşa ve Phuktal gibi manastırlar yükseldi ve Zanskar 15. yüzyıla kadar, birbirine akraba iki ile dört aile tarafından yönetilen, aşağı yukarı bağımsız bir Budist krallık olarak yaşadı. İki başkent vardı: biri Padum, diğeri Zangla. 17. yüzyılın başında Ladakh kralı Sengge Namgyal vadiyi aldı ve Zanskar, Ladakh'ın bir parçası oldu. 19. yüzyılın ortasında Dogra ordularının bölgeyi ele geçirmesiyle o küçük hanedanların elinde ad ve unvandan başka bir şey kalmadı.

O adlardan biri hâlâ duruyor. Vadinin kuzeyinde, ırmağın kenarında, bir kayanın üstünde harabe bir kale ve onun altında küçük bir köy: Zangla.

Zangla'nın eski sarayında, güneşi öğleden sonra kısa bir süre alan, küçük bir oda vardır. Bu odada, 1823 yazından 1824 sonbaharına kadar 16 ay boyunca, Macar bir adam oturdu.

Adı Sándor Csoma de Kőrös'tü. Erdel'den, Macarların atalarının nereden geldiğini bulmak gibi tek bir saplantıyla yola çıkmış, parası neredeyse hiç olmadan Orta Doğu'yu ve İran'ı yürüyerek geçmiş, Afganistan üzerinden Hindistan'a girmiş ve Kaşmir'de tesadüfen tanıştığı İngiliz gezgin William Moorcroft'un eline tutuşturduğu bir Tibetçe kitapla yön değiştirmişti. Aradığı akrabalığı Tibet metinlerinde bulacağını düşündü. Bulamadı. Bunun yerine bambaşka bir şey yaptı.

Zangla'daki o odada, Sangye Puntsog adlı bir lamanın yanına oturdu ve Tibetçeyi öğrendi. Oda ısıtılmıyordu; duvar örgüsünün arasından soğuk giriyordu ve kış boyunca ateş yakılmadı. Koyun derisine sarılmış halde, bağdaş kurup, önüne koyduğu tahtanın üstünde çalıştı; kendi anlattığına göre ellerini yorgandan çıkarmamak için saatlerce aynı pozisyonda kaldı. Yiyeceği tsampa ve tuzlu çaydı. O 16 ayın sonunda elinde yaklaşık 30 bin kelimelik bir sözlük taslağı vardı. Bu taslak yıllar sonra, 1834'te Kalküta'da, "Essay Towards a Dictionary, Tibetan and English", yani "Tibetçe-İngilizce Bir Sözlük Denemesi" adıyla basıldı. Batı'da Tibetoloji denen alanın kurucu kitabı sayılır. Csoma bir daha memleketini görmedi; 1842'de, Lhasa'ya gitme umuduyla çıktığı son yolculukta, Darjeeling'de sıtmadan öldü.

Bu hikâyenin Zanskar'a dair söylediği şey şudur: vadiyi dünyadan kesen şey, aynı zamanda vadiyi bir şey yapan şeydi. O odada bir sözlüğün yazılabilmesinin nedeni, o odadan çıkılamamasıydı. Zanskar yüzyıllarca kendi arpasıyla, kendi yağıyla, kendi takvimiyle, kendi manastır kayıtlarıyla döndü; çünkü dönmek zorundaydı. Yalıtılmışlık bir bedeldi, ama aynı zamanda bir üretim koşuluydu.

Şimdi o koşul kalkıyor. Hindistan ordusunun yol birliği Border Roads Organisation, yani Sınır Yolları Teşkilatı, yıllardır iki uçtan birbirine doğru kazdığı 298 kilometrelik Nimu-Padum-Darça yolunu Mart 2024'te birleştirdi. Bu hat, Zanskar'ı bir yandan Leh-Kargil karayoluna, diğer yandan güneyden Himaçal Pradeş'e bağlıyor. Tek büyük engel, 5 bin metrenin üstündeki Şinkula geçidi; altından geçecek 4,1 kilometrelik çift tüplü tünelin inşaatına 2025'te başlandı ve 2028 hedefleniyor. Tünel bittiğinde, bugün kışın tamamen kesilen 15 köy yılın 12 ayı yola bağlanmış olacak. Aynı dönemde Zanskar'ın ayrı bir idari birim, kendi ilçesi olması da karara bağlandı; yani vadinin kâğıt üstündeki adresi de değişiyor.

Bunun getirdiği şeyler tartışmasızdır. Kırık bacak artık dokuz günlük kızak yolculuğu demek değil. Sement, demir, cam, ilaç, kitap kamyonla geliyor. Kavak kirişi ve kerpiç yerine beton kolon yükseliyor, damlara güneş paneli ve çanak anten çıkıyor. Öte yandan aynı yol, gençleri Leh'e ve daha uzağa taşıyor; kışın dokunmuş kumaşın alıcısı azalıyor, çünkü fabrika kumaşı daha ucuz. Çadarın taşıdığı ticaretin ise artık hiçbir sebebi kalmadı. Buzun üstünde tereyağı taşımak, yanından asfalt geçen bir vadide anlamsızdır.

Ve tam bu noktada, kimsenin planlamadığı bir şey oluyor: buz da gidiyor. Zanskar'ın donması için sadece soğuk yetmez; istikrarlı, uzun süreli soğuk ve düzenli kar gerekir. Sıcaklık oynadığında, kar geç ve az düştüğünde ırmak baştan sona tek parça bir tabaka oluşturmuyor, yerine ince ve kopuk buz adaları bırakıyor. Son yılların kış penceresi giderek daraldı. 2025-2026 kışında ise köylülerin hafızasında eşi olmayan bir şey yaşandı: ırmak yürünebilir bir örtü hiç oluşturmadı, çadar yürüyüşü askıya alındı. Bu, sadece bir doğa olayı değil, bir gelir kalemiydi; kışın yük taşıyan taşıyıcılar, rehberler, mağara aşçıları, yol boyundaki köylerin ev pansiyonları, yılın tek nakit mevsimini kaybetti. Bir zamanlar vadinin tek kapısı olan buz, sonra turistin macerası, şimdi de bir ısınma ölçüm aleti oldu.

Böylece Zanskar, iki eğrinin kesiştiği yerde duruyor. Asfalt yukarı doğru tırmanırken buz aşağı doğru çekiliyor. Vadinin yüzyıllar boyunca hayatını kuran o beş aylık kapanma dönemi, bir daha geri gelmeyecek biçimde kapanıyor; hem tünel açıldığı için hem de ırmak artık donmadığı için.

Zangla'daki oda yerinde. Macar bir vakıf, Csoma'nın kaldığı o hücreyi onarıp korumaya aldı; kayanın üstündeki kale ise hâlâ harabe, hâlâ rüzgârda. Aşağıdaki köyün önünden geçen ırmak, birkaç kilometre ötede kendi kanyonuna girip kuzeye kıvrılıyor. Yazın oradan kimse yürüyemez. Kışın da, artık, her yıl yürünemiyor.

Nöron Seyahat'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.