← Nöron Film

Nar Rengi: Yasaklanan Film, Hapsedilen Yönetmen

2026-10-04 · 14 dk

▶ Spotify’de dinle

Sergei Parajanov'un 1969 tarihli Sayat-Nova'sının, 18. yüzyıl ozanının hayatını diyalogsuz, sabit ve cepheden kurulmuş tablolarla anlatan radikal sinema dilini ve Moskova'nın filmi anlaşılmaz bulup Ermenistan dışına çıkarmayı reddetmesini anlatıyor. Bölüm, filmin Sergei Yutkeviç tarafından yeniden kurgulanıp adının Nar

parajanovnar rengisovyet sinemasısansürermeni sineması

Bölüm metni

Bir yönetmen, hayatını anlattığı ozanın şiirlerinden tek bir satır okutmadı; oyuncusuna aynı filmde hem erkek hem kadın rolleri verdi, kamerayı hiç oynatmadı. Moskova filmi izledi ve "bunu kimse anlamaz" dedi. Dört yıl sonra yönetmen Sibirya'da bir çalışma kampındaydı — ve filmini kesen adam, onun yerine imzasını atmıştı.

Beyaz bir kumaşın üzerine üç nar konur. Kumaş gerilir, meyveler ezilir ve suları bezi içine çeker; lekenin şekli, Ermenistan haritasını andıran kızıl bir yayılmaya dönüşür. Ardından bir hançerin ucu, kesilmiş bir balığın pulları, açılıp kapanan eski bir kitabın yaprakları. Ne bir isim duyulur, ne bir tarih verilir, ne de bir anlatıcı çıkıp "şimdi size şu kişinin hayatını anlatacağım" der. 1968 yılında Erivan'daki devlet stüdyosu Armenfilm, yani Ermeni Film stüdyosunda çekilen bu görüntüler, sinema tarihinin en inatçı biçimde kendi kurallarını kuran filmlerinden birinin ilk dakikalarıdır. Yönetmeni Sergey Parajanov, bir şairin hayatını anlatmak için oturduğunda, o hayatı anlatmanın alışıldık bütün yollarını reddetmeye karar vermişti.

Anlatmak istediği şair, 1712'de Tiflis'te Harutyun Sayatyan adıyla doğan ve tarihe Sayat Nova diye geçen bir aşuğdu; yani sazıyla şehir şehir dolaşan, kendi şiirini kendi müziğiyle söyleyen bir ozan. Ermenice, Gürcüce, Azerbaycan Türkçesi ve Farsça yazdı; bu dört dil, Kafkasya'nın o dönemdeki iç içe geçmiş dokusunun tam karşılığıydı. Gürcü kralı İkinci Erekle'nin sarayında bulundu, orada bir süre diplomatik işlerde bile görev aldı, sonra kralın kız kardeşine duyduğu aşk yüzünden saraydan uzaklaştırıldı. Ömrünün geri kalanını gezgin bir ozan, sonra da bir keşiş olarak geçirdi. 1795'te, Ağa Muhammed Han'ın ordusu Kafkasya'ya yürüdüğünde, kuzey Ermenistan'daki Haghpat Manastırı'nda, yani Haçpat'ta öldürüldü; anlatılanlara göre dinini değiştirmeyi reddettiği için.

Parajanov bu hayat hikâyesinin hiçbir basamağını olağan biçimde sahneye koymadı. Kamerayı sabitledi ve neredeyse hiç kıpırdatmadı. Hareket, çerçevenin içinde olup biter: insanlar kadraja girer, hayvanlar geçer, bir kol uzanır, bir kumaş savrulur, ama kamera yerinden oynamaz. Sonuç, sinemanın en eski yıllarını andıran, iki boyutlu, resme ve tiyatroya aynı anda yakın bir dizi canlı tablodur. Yönetmen bunu Fars minyatürlerine benzetiyordu; her kare kendi içinde kapalı, kendi simetrisi ve kendi renk düzeni olan bir pano gibi kurulmuştu. Diyalog yok denecek kadar azdı. Boşluğu dolduran şey ses tasarımıydı: sıcak ve ıslak yünün maden tepsiye çarpışı, ayakların altında patlayan üzümlerin sesi, taş zeminde sürüklenen kumaş, uzaktan gelen dua. Oyuncular zaman zaman doğrudan merceğe bakar; perdeyi bir pencere gibi davranmaya zorlayan bütün alışkanlıklar böylece bozulur.

Görüntü dili boyunca tek bir nesne, bir kez kurulduktan sonra hep aynı anlamı taşır. Çocuk Sayat Nova'nın hamamda çıplak bedenleri ilk gördüğü sahneden sonra deniz kabuğu, filmin sonuna kadar göğsün karşılığı olarak durur. Kızıl renk aynı biçimde çoğalır: boyacı tezgâhındaki kök boya, nar suyu, kan. Ozanın gençliğinde yün boyacısı olarak çalıştığı dönem, elleri omuzlarına kadar mora batmış işçilerin taş havuzlarda kumaş çırptığı bir bölüme dönüşür. Müzik eğitimi, saray hizmeti, bir Katolikos'un, yani Ermeni Kilisesi'nin önde gelen bir din adamının cenazesi, manastırdaki yıllar; hepsi bu üsluplaştırılmış panolar hâlinde sıralanır.

Filmin en cesur kararı oyuncu seçiminde verildi. Gürcü oyuncu Sofiko Çiaureli, aynı film içinde altı ayrı rol oynar: genç ozanın kendisi, ozanın sevgilisi, ilham perisi, bir rahibe, bir pandomimci ve diriliş meleği. Kadın ve erkek rolleri arasındaki sınır böylece bilinçli olarak silinir; şairin iç dünyasıyla sevdiği kişi, aynı yüzün farklı halleri olur. Ozanın çocukluğunu Melkon Aleksanyan, manastırdaki olgun hâlini dansçı Vilen Galstyan, yaşlılığını Georgi Gegeçkori canlandırdı. Görüntü yönetmeni Suren Şahbazyan'ın, sanat yönetmeni Stepan Andranikyan'ın elinden çıkan kadrajlar, Haçpat dahil olmak üzere gerçek manastırlarda, yani ozanın yaşamının son yıllarını geçirdiği taşların arasında kuruldu.

Bütün bunlar rahat koşullarda olmadı. Parajanov, Ermenistan'a geçmeden önce Ukrayna'da çektiği "Unutulmuş Ataların Gölgeleri" yüzünden çoktan şüpheli bir ad hâline gelmişti. Çekim boyunca yerel yöneticilerin baskısını üzerinde taşıdı, istediği ekipmanı, aydınlatmayı ve yeterli ham filmi alamadı. Bir noktada öyle yoruldu ki merkez sinema yönetimine mektup yazıp filmin yasaklanmasını ve kendisinin başka bir göreve verilmesini istedi; şemaların ve havasız otel odalarının içinde boğulduğunu söylüyordu. Bu cümleyi yazarken yakın geleceği hakkında ne kadar doğru bir tahminde bulunduğunu bilmiyordu.

Film bittiğinde denetim mekanizması karşısına çıktı. Sovyet sinemasının merkez denetim kurumu Goskino, yani Devlet Sinema Komitesi'nin değerlendirmesi netti: elde duran şey bir şairin hayatını anlatmıyordu, eğitici işlevini yerine getirmiyordu, sosyalist gerçekçilikle hiçbir bağı yoktu ve dini imgelerle doluydu. Dönemin sözlüğünde bunun bir karşılığı vardı: biçimcilik. Filmin rafa kaldırılması ihtimali ciddi biçimde masadaydı.

Bir orta yol bulundu. Parajanov, yaklaşık 79 dakikalık, denetime bir ölçüde daha yakın duran bir kurgu hazırladı. Yönetmenin onayladığı bu hâl 1969'da yalnızca Ermenistan'da, kısa bir süre gösterime girdi. Sinema tarihinde bu kopya "Ermeni versiyonu" olarak anılır. Ama Sovyetler Birliği'nin geri kalanı için bu yeterli görülmedi. Filmin ülke çapında dağıtılacak hâlini kurmak üzere, deneyimli Rus yönetmen Sergey Yutkeviç görevlendirildi.

Yutkeviç'in 1970'te ortaya çıkan 73 dakikalık kurgusu, filmin iskeletini değiştirdi. Anlatıyı bölümlere ayırdı, araya giren yazılarını daha soyut hâle getirdi ve o yazılardan Sayat Nova'nın adını çıkardı. Fazla biçimci ya da dini açıdan fazla kışkırtıcı sayılan birkaç dakikalık görüntü kesildi; Katolikos'un cenazesi bölümü bunların arasındaydı. En kalıcı değişiklik ise filmin adına yapıldı. "Sayat Nova" adı bırakıldı ve yerine "Nar Rengi" kondu. Gerekçe açıkça kayıtlara geçti: bu adla, filmin biyografik bir eser olduğu iddiası ortadan kaldırılacaktı. Bir şairin adı, kendisi hakkında çekilmiş filmin başlığından silindi.

Dağıtım da buna uygun yapıldı. Kopya sayısı az tutuldu, gösterimler büyük salonlarda değil, ikinci ve üçüncü sınıf sinemalarda gerçekleşti. Resmî yol, filmi bir kazaya benzetip usulca geçiştirmekten yanaydı. Fakat tam tersi oldu. Az sayıda kopya, sinema kulüpleri ve kapalı gösterimler aracılığıyla elden ele dolaştı; filmi görenler görmeyenlere anlattı, anlatılanlar efsaneye dönüştü. Yönetmen Mihail Vartanov'un çekim sırasında tuttuğu belgesel kayıtlar bu merakı daha da besledi. Yurt dışında filmden söz edilmeye başladı; Parajanov'un adı, Sovyet sinemasının izin verdiği çerçevenin dışında çalışan bir yönetmen olarak dolaşıma girdi.

Parajanov bu ilgiyi saklamaya hiç çalışmadı. Konuşmalarında ve mektuplarında denetim mekanizmasını, kendisine reva görülen muameleyi, meslektaşlarının sessizliğini açıkça eleştirdi. Ermenistan'dan sonra hazırladığı bir dizi senaryo ve proje, birbiri ardına reddedildi. Yaklaşık dört yıl boyunca tek bir film çekemedi; elinde onaylanmış hiçbir iş yoktu, ama ortalıkta fazlasıyla görünür bir adı vardı.

Aralık 1973'te Kiev'de tutuklandı. Hakkında açılan davada eşcinsellik, zorla cinsel ilişki ve pornografi suçlamaları sıralandı. Dosyanın dayanakları o günden bu yana araştırmacılar tarafından büyük ölçüde uydurma kabul edilir; suçlamaların, çekemediği filmlerin ve söylediği sözlerin bedeli olarak kurgulandığı yaygın bir değerlendirmedir. Mahkeme 5 yıl ağır çalışma cezası verdi. 49 yaşındaki yönetmen, Ukrayna'daki yüksek güvenlikli kamplara gönderildi; cezasını Gubnik, Strijevka ve Kommunarsk'ta geçirdi.

Kampta elinden kamera alınmış bir adamın yapabileceği tek şey kalmıştı: eline geçen her şeyi malzemeye çevirmek. Parajanov süt kapaklarının folyolarını topladı, içlerine reçine döküp sertleştirdi ve bu madalyonların yüzeyine portreler kazıdı; kendi deyişiyle gümüş "taler"ler yaptı. Çöpten çıkan kâğıtlarla, kumaş parçalarıyla, kurutulmuş bitkilerle kolajlar kurdu, büyük düzenlemeler için eskizler çizdi. Kendi saydığı kadarıyla, hapis yıllarında 800 nesne üretti. Dışarıya yazdığı mektuplar, bugün bir yönetmenin en zor koşullarda bile çalışmayı sürdürme biçiminin belgesi olarak okunuyor.

Dışarıda ise bir kampanya büyüyordu. François Truffaut, Luis Buñuel, Pier Paolo Pasolini, Michelangelo Antonioni, Federico Fellini, Andrey Tarkovski ve yakın dostu Mihail Vartanov dahil pek çok isim tutukluluğa karşı çıktı; Avrupa'da, Amerika'da, hatta Sovyetler Birliği'nin içinde imzalar toplandı. Belirleyici adım Fransız şair Louis Aragon'dan geldi. Sovyetler Birliği'nde ağırlığı olan, Moskova'da saygı gören bir isim olarak, Leonid Brejnev'e doğrudan ricada bulundu. Parajanov Aralık 1977'de, kampta geçirdiği 4 yılın ardından, cezasının bitimine 11 aydan fazla bir süre kala serbest bırakıldı.

Serbest kalmak, çalışmak demek değildi. Tiflis'e döndü ve yıllarca film çekemedi; "Nar Rengi" tartışmasından sonra sinemadan uzak tutulduğu süre toplamda 15 yıla yaklaştı. Şubat 1982'de bu kez rüşvet suçlamasıyla yeniden gözaltına alındı ve bir yıl içinde, sağlığı ciddi biçimde bozulmuş hâlde bırakıldı. Ancak Moskova'daki hava değiştikçe kapılar aralandı. 1985'te "Surami Kalesi Efsanesi"ni, 1988'de "Aşık Kerib"i çekti. Son filmi, kendi çocukluğuna dönen "İtiraf", başlangıç aşamasındaydı; tamamlanamadı. 20 Temmuz 1990'da Erivan'da, akciğer kanserinden öldü. Erivan'daki Komitas Panteonu'na gömüldü. Yıllar önce söylediği cümle bir kehanet gibi yerine oturdu: üç vatanı olduğunu, Gürcistan'da doğduğunu, Ukrayna'da çalıştığını ve Ermenistan'da öleceğini söylemişti.

Filmin kendi hikâyesi ise yönetmeninden sonra da sürdü. 2014'te, Martin Scorsese'nin kurduğu The Film Foundation, yani Film Vakfı, Rusya devlet film arşivi Gosfilmofond, yani Devlet Film Fonu ve Ermenistan Ulusal Sinema Merkezi ile birlikte kapsamlı bir restorasyona girişti. Özgün kamera negatifi Devlet Film Fonu'nda 4K çözünürlükte tarandı; görüntü ve ses, İtalya'nın Bologna kentindeki restorasyon laboratuvarı L'Immagine Ritrovata'da, yani Yeniden Bulunan Görüntü'de, dönemin erken bir gösterim kopyasının renkleri referans alınarak onarıldı. Amaç, denetim mekanizmasının müdahalesinden önceki hâle elden geldiğince yaklaşmaktı. Yenilenen kopya aynı yıl Cannes Film Festivali'nde gösterildi ve filmin dünya çapındaki ilk düzgün dolaşımı, çekilmesinden 45 yıl sonra başladı.

O dolaşımın etkisi bugün beklenmedik yerlerde görünüyor. Jean-Luc Godard, sinemanın tapınağında görüntünün, ışığın ve gerçekliğin bulunduğunu, Parajanov'un ise o tapınağın efendisi olduğunu söyledi. Antonioni, filmin güzelliğini kusursuz diye tanımladı. İngiliz sinema dergisi Sight and Sound'un, yani Görüntü ve Ses'in 2012'de yaptığı eleştirmen anketinde film tüm zamanların en iyileri listesinde 84. sırada yer aldı. 2020'de Lady Gaga, "911" adlı şarkısının klibini, Parajanov hayranı olduğunu açıkça söyleyen yönetmen Tarsem Singh'le birlikte, "Nar Rengi"nin kadrajlarını neredeyse plan plan yeniden kurarak çekti; narlar, kumaşlar, simetrik düzenlemeler, doğrudan merceğe bakan yüzler, milyonlarca kez izlenen bir pop videosunun içinden geri döndü.

Bütün bunların en çarpıcı tarafı şu: filmin bugün dünyada bilinen adı, bir şairin adını silmek için seçilmiş bir addır. Denetim mekanizması, "Sayat Nova" başlığını kaldırarak eserin bir biyografi olduğu iddiasını geçersiz kılmak istemişti. Yarım yüzyıl sonra o zorla takılan ad, filmin kimliği hâline geldi; ve o ad sayesinde, 18. yüzyılda dört dilde şiir söyleyip bir manastırda öldürülen ozanın hikâyesi, kendi coğrafyasının çok dışındaki izleyicilere ulaştı. Silmek için yapılan müdahale, tarihin tuhaf bir ironisiyle, hatırlatmanın aracına dönüştü.

Nöron Film'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.