← Nöron Film

Sholay: Sansürün Yeniden Çektirdiği Final

2026-09-25 · 15 dk

▶ Spotify’de dinle

Ramesh Sippy'nin 1975 tarihli Sholay'ının Karnataka'daki Ramanagara kayalıklarında iki buçuk yıl süren çekimini, Hindistan'ın ilk 70mm ve stereo sesli filmi olarak kurulan görsel-işitsel dilini ve sansür kurulunun finali reddetmesi üzerine vizyona 26 gün kala yeniden çekilen sonunu anlatıyor. Bölüm, ilk haftalarda felaket sayılan filmin Bombay'daki Minerva sinemasında beş yıl aralıksız oynayarak Hint popüler sinemasının şablonuna dönüşmesini izliyor.

sholayhint sinemasısansür70mmgişe

Bölüm metni

20 Temmuz 1975: Hindistan'ın o güne dek çekilmiş en pahalı filmi sansür kurulundan sertifika alamaz. Vizyona otuz günden az vardır ve kurul filmin finalini yasaklamıştır. Ekip, iki buçuk yılda çektiği filmin sonunu yeniden çekmek için işe koyulur.

1973 yazında Bombay'ın yapımcı ofislerinde dolaşan iki senarist vardı: Salim Khan ve Javed Akhtar. Ellerinde bir senaryo yoktu, sadece dört satırlık bir fikir vardı. Kanunun yetişemediği bir köy, köyü haraca kesen bir haydut çetesi ve intikamını almak için iki küçük suçluyu kiralayan bir adam. Fikri en az iki yapımcı-yönetmen ekibi geri çevirdi. Sonra aynı dört satır, Zanjeer'in başarısından yaklaşık altı ay sonra, yapımcı G.P. Sippy ile oğlu, otuzlu yaşlarının başındaki yönetmen Ramesh Sippy'nin karşısına çıktı. Sippy'ler tereddüt etmedi.

İlk taslakta intikam peşindeki adam bir ordu subayıydı; askerî sahneler için izin almanın ve sahneyi kurmanın zorluğu görülünce karakter emekli bir polis müdürüne dönüştü. Thakur Baldev Singh böyle doğdu. Salim Khan ve Javed Akhtar tam senaryoyu bir ayda yazdı; karakterlerin adlarını ve huylarını kendi çevrelerinden, tanıdıkları insanlardan devşirdiler. Arkada duran esin kaynakları gizlenmiş de değildi: Akira Kurosawa'nın Yedi Samuray'ı, Hint sinemasının kendi haydut geleneği ve Sergio Leone'nin geniş açılı, uzun sessizlikli batı filmleri. Ama ortaya çıkan şey taklit olmadı; bir melez tür oldu. Sonradan "kurry western" diye adlandırılacak, yani baharatlı bir batı filmi.

Kadro kurulurken neredeyse her rol el değiştirdi. Haydut Gabbar Singh için ilk düşünülen oyuncu Danny Denzongpa'ydı; aynı dönemde başka bir filmin çekimlerine bağlı olduğu için reddetti. Rol, ikinci sıradaki isme, Amjad Khan'a geçti. Amjad Khan rolü kâğıt üstünden değil, sahadan öğrenmeye çalıştı: Chambal vadisinin gerçek haydutlarını anlatan Abhishapta Chambal, yani Lanetli Chambal adlı kitabı okudu. Kitabın yazarı Taroon Kumar Bhaduri, filmde Radha'yı oynayan Jaya Bhaduri'nin babasıydı. Gabbar Singh karakterinin izi de gerçeğe çıkıyordu: 1950'lerde Gwalior çevresindeki köyleri kasıp kavuran, yakaladığı polislerin burnunu ve kulağını kestiği anlatılan Gabbar Singh Gujjar adlı bir eşkıya. Sanjeev Kumar da haydut rolünü istedi ama senaristler karşı çıktı; seyircinin onun eski rollerine duyduğu sempatinin kötülüğü eriteceğini düşündüler. Böylece Sanjeev Kumar kolları kesilmiş Thakur'u oynadı. Dharmendra önce Thakur olmak istiyordu; Veeru rolünün Hema Malini ile eşleşeceğini duyunca fikrini değiştirdi. Amitabh Bachchan ise o gün henüz büyük yıldız değildi ve Jai rolü için bizzat ısrar etti; senaristlerin desteği ve Dharmendra'nın araya girmesi işi bağladı.

Çekim yeri, Hint sinemasının o güne kadar pek uğramadığı bir manzaraydı: Karnataka'da, Bangalore yakınlarındaki Ramanagara'nın devasa granit kayalıkları. Yuvarlanmaya hazır gibi duran, üst üste binmiş taş bloklar. Sorun şuydu ki oraya yol yoktu. Yapım şirketi ana karayoldan kayalıklara kadar kendi yolunu yaptırdı. Sanat yönetmeni Ram Yedekar, kurgu köy Ramgarh'ı dekor parçaları hâlinde değil, bütün bir kasaba olarak yerinde inşa etti: evler, dükkânlar, su deposu, yollar. Ekip Bangalore'daki otelden her gün kayalıklara gidip geldi. Hapishane sahneleri ise Bombay'da, doğal ışığı tutturmak için stüdyo içinde değil açık havada çekildi.

Çekimler 3 Ekim 1973'te başladı ve iki buçuk yıla yayılan bir yapım sürecine dönüştü. Bu sürenin uzamasının tek nedeni lojistik değildi; Ramesh Sippy'nin tekrar tekrar çekme ısrarıydı. Jai ile Veeru'nun motosiklet üstünde dostluk şarkısı söylediği 5 dakikalık bölüm 21 günde tamamlandı. Radha'nın akşam kandilleri yaktığı, neredeyse hiç konuşmanın olmadığı sahneler ışık sorunları yüzünden 20 gün sürdü. Gabbar'ın imamın oğlunu öldürdüğü sahnenin çekimi 19 gün aldı. Tren soygunu dizisi yedi haftadan fazla çekildi. Arada Jaya Bhaduri'nin hamileliği takvimi geriye attı; Dharmendra'nın Hema Malini ile daha çok sahne paylaşabilmek için ışık ekibine para verip çekimleri bilerek berbat ettirdiği anlatılır.

Teknik tarafta da Hindistan'ın ilk kez denediği şeyler vardı. Film, ülkede ilk kez stereo ses bandıyla ve 70 milimetrelik geniş perde formatıyla gösterilecekti. Gerçek 70 milimetre kameralar fazla pahalı olduğu için çekim 35 milimetre üzerinden yapıldı, görüntü 2,2'ye 1 çerçeveye taşındı ve altı kanallı ses döşendi. Faturası ağırdı: bütçe 3,5 crore rupiye, yani 35 milyon rupiye çıktı. Bu, dönemin en pahalı Hint filmlerinden biri anlamına geliyordu. Adı Hintçede korlar, yani sönmemiş ateş kalıntısı anlamına gelen Sholay, 1975 yazına devasa bir bahis olarak girdi. Kimse o yazın Hindistan'da yalnızca sinema açısından olağanüstü geçmeyeceğini hesaplamamıştı.

25 Haziran 1975'te Başbakan Indira Gandhi ülke çapında olağanüstü hâl ilan etti. Basın sansürü sıkılaştı, eleştiri kanalları kapandı, devletin otoritesini tartışmaya açan her ifade şüpheli hâle geldi. Sholay o sırada kurgu masasındaydı ve vizyon tarihi 15 Ağustos'a, Hindistan'ın bağımsızlık gününe çakılmıştı. Filmin onay için gitmesi gereken yer, Merkezî Film Sertifikasyon Kurulu, yani sansür kuruluydu.

Kurulun önüne giden kopyanın finali şöyleydi. Gabbar, filmin ortasında Thakur'un iki kolunu birden kesmiştir; adamın elleri yoktur, yalnızca bacakları vardır. Finalde Thakur ayakkabılarının tabanına çiviler çaktırır ve Gabbar'ı bu çivili ayaklarla yere serer. Son vuruşta haydutu arkasındaki paslı demir çubukların üstüne savurur; Gabbar çivilere saplanarak ölür. Yani intikam, bütün filmi süren o tek arzu, sahibinin elinden değil ayağından tamamlanır.

Sansür kurulu iki gerekçeyle itiraz etti. Birincisi şiddetin dozuydu; imamın oğlunun kamera önünde öldürülüşü, Thakur'un ayakkabısına çivileri yerleştirdiği ayrıntılı hazırlık planları, kanlı final. İkincisi ve asıl olanı ise şuydu: emekli bir polis müdürü, yani devletin bir memuru, ekranda kanunu kendi eline alıp bir adamı öldüremezdi. Olağanüstü hâl günlerinde böyle bir mesajın halka sızmasını istemiyorlardı. Karar netti: Gabbar yaşayacak ve tutuklanacak. Toplamda yaklaşık 6 dakikalık görüntü filmden çıkarıldı.

Ramesh Sippy'nin tepkisi ağır oldu. Gazeteci Anupama Chopra'nın filmin yapım tarihini anlattığı kitabına göre yönetmen işi bırakmakla tehdit etti, adının jenerikten silinmesini istedi. İki buçuk yıl boyunca bütün anlatıyı o son vuruşa doğru kurmuş, kolları kesilen adamın hikâyesini kapanacak bir çember olarak tasarlamıştı. Şimdi çemberin kapanışı elinden alınıyordu.

Ama vizyona sayılı gün kalmıştı ve 35 milyon rupilik bir yapımın gösterim tarihini ertelemek seçenek değildi. Ekip toparlanıp Bangalore'a geri döndü. Sanjeev Kumar yurt dışındaki bir seyahatinden acele çağrıldı. Kayalıkların arasında, filmin geri kalanından iki yıl sonra, yeni final iki günde çekildi. Yeni versiyonda Thakur son darbeyi indirmek üzereyken polis yetişir, araya girer, Gabbar canlı biçimde götürülür. Adalet, intikamı alan adamdan devlete devredilir.

Bu değişikliğin filme ne yaptığı bugün hâlâ tartışılır. Kimileri yeni finalin filmi ahlaki olarak daha dengeli kıldığını söyler; kimileri ise bütün gerilimi biriktirip son anda boşalttığını, seyirciyi vaat edilen katarsisten mahrum bıraktığını. Kesin olan şu: 15 Ağustos 1975'te Bombay'da perdeye çıkan film, yönetmeninin çektiği film değildi. Ülkenin geri kalan bölgelerinde gösterim 11 Ekim'de başladı.

Ve sonra ikinci darbe geldi; bu kez sansürden değil, seyirciden ve eleştirmenlerden. Haber dergisi India Today, yani Hindistan Bugün, filmi K.L. Amladi imzasıyla "sönmüş bir kor" diye tarif etti; ağır kusurlu bir deneme olarak gördü. Sinema dergisi Filmfare batı filmiyle Hint anlatısını harmanlama girişimini başarısız buldu, "ne oralı ne buralı bir taklit western" dedi. Sektör yayınları filmi daha ilk günlerde batmış ilan etti; bir değerlendirme, "gürültü ve öfkeden ibaret, hiçbir şey anlatmıyor" diye yazdı.

Rakamlar da eleştirmenleri doğruluyordu. İlk iki hafta boyunca gişe hasılatı umulanın çok altında kaldı. Hindistan sinemasının o güne kadarki en pahalı yapımlarından biri, salonları dolduramıyordu. Sippy'ler için bu, iki buçuk yıllık emeğin ve devasa bir bütçenin buharlaşması anlamına geliyordu. Bombay'ın film çevrelerinde konu kapanmış gibiydi.

Üçüncü hafta başladığında ise salonlarda tuhaf bir şey olmaya başladı.

Filmi görenler, gördüklerini anlatmaya başlamıştı. Kulaktan kulağa yayılan şey hikâyenin özeti değildi; replikler, jestler, bir ses tonuydu. Amjad Khan'ın Gabbar olarak sorduğu "Kitne aadmi the", yani "Kaç kişiydiler" sorusu okul bahçelerinde, çay ocaklarında tekrarlanıyordu. Gösterimden yaklaşık üç hafta sonra Polydor plak şirketi tamamen filmin diyaloglarından oluşan bir plak çıkardı; şarkı değil, konuşma. Plak beklenmedik biçimde tuttu. R.D. Burman'ın müziği zaten radyolardaydı. Böylece film, kendi sözleri aracılığıyla salonlara geri döndü ve gişe tırmanmaya başladı.

Tırmanış durmadı. Sholay, Bombay'ın Minerva sinemasında beş yıldan uzun süre, aralıksız gösterimde kaldı. Minerva'daki 286 haftalık süre, Hint sinemasının en uzun gösterim rekoru olarak yirmi yıl boyunca kırılmadı. 60 ayrı salonda altın jübile, yani elli haftadan uzun kesintisiz gösterim gerçekleşti; film, 100'den fazla salonda aynı anda gümüş jübile kutlayan ilk Hint yapımı oldu. Hindistan'da 100 milyondan fazla bilet satıldı. Net hasılat 150 milyon rupiye, tekrar gösterimler dâhil toplam brüt 350 milyon rupiye ulaştı. 1994'e kadar Hindistan'ın en çok gişe yapan filmi olarak kaldı. 1979'da Sovyetler Birliği'nde gösterime girdi ve ilk dönemde 48,4 milyon bilet sattı; tekrarlarla birlikte bu sayı 60 milyonu geçti.

Ödül masalarında aynı coşku yoktu. Film, Filmfare ödüllerinde dokuz dalda aday gösterildi ve yalnızca birini kazandı: kurgusuyla M.S. Shinde. Takdir gecikmeli geldi. 2002'de İngiliz Film Enstitüsü'nün düzenlediği ankette Hint sinemasının en iyi filmi seçildi. 2005'te Filmfare, elli yılın en iyi filmi olarak özel bir ödül verdi. Ramanagara'nın bir bölümüne bir dönem Sippy Nagar adı verildi ve kayalıklar, yıllar sonra bile yerel turizmde "Sholay kayaları" diye tanıtılmaya devam etti. Filmin repliklerinden bazıları gündelik Hintçeye, artık kaynağı düşünülmeden kullanılan deyimler olarak yerleşti.

Geriye tek bir eksik kalmıştı: yönetmenin çektiği final. Onun izi, kimsenin ummadığı yerlerde bekliyordu. 2022'de Film Heritage Foundation, yani Film Mirası Vakfı, filmin özgün 35 milimetrelik görüntü ve ses negatiflerini Bombay'da bir depoda buldu. Negatifler sirke sendromu denen kimyasal bozulmayla ağır hasar görmüştü; restorasyonda kullanılamazlardı. Vakıf, İngiliz Film Enstitüsü'nün yardımıyla İngiltere'deki bir arşiv deposuna ulaştı ve Londra'daki Technicolor laboratuvarında filme ait 500 kutu malzeme çıktı. O kutuların içinde ara pozitifler vardı; ara pozitiflerin içinde ise sansürün 1975'te kestiği final ve daha önce hiç gösterilmemiş iki sahne.

Restorasyon, Bologna'daki bir laboratuvarda yaklaşık üç yıl sürdü. Özgün 70 milimetre çerçevesinin tam oranını bulmak için yaşlı görüntü yönetmeni Kamlakar Rao'ya başvuruldu; Rao, filmin görüntü yönetmeninin kamera merceğine buzlu cam üstünde çerçeve sınırlarını elle işaretlediğini anlattı. 2,2'ye 1 oranı böyle doğrulandı. Ses, özgün ses negatifinden ve manyetik bantlardan 5.1 düzeninde yeniden kuruldu; sonraki bir üç boyutlu gösterim için değiştirilmiş olan R.D. Burman müziği geri getirildi. Yapay zekâ kullanılmadı.

Yeniden kurulan kopyanın adı Sholay: The Final Cut, yani Son Kurgu oldu; süresi 204 dakika, üç saat 24 dakika. Dünya prömiyeri 27 Haziran 2025'te Bologna'da, Il Cinema Ritrovato, yani Yeniden Bulunan Sinema festivalinde, Piazza Maggiore'deki açık hava perdesinde yapıldı. 6 Eylül'de Toronto'da gösterildi. 12 Aralık 2025'te Hindistan'da 1500 perdede vizyona girdi. Elli yıl sonra, ülkenin seyircisi ilk kez Thakur'un çivili ayakkabılarını izledi.

Hikâyenin en çarpıcı tarafı belki de şu: 1975'te bir kurul, bir devlet memurunun ekranda kanunu eline almasını tehlikeli buldu ve o sahneyi tarihten silmeye çalıştı. Sahne silinmedi; Londra'da bir depoda, unutulmuş kutuların içinde bekledi. Onu yasaklayan olağanüstü hâl 1977'de sona erdi. Yerine çekilen iki günlük final, elli yıl boyunca milyonlarca insanın belleğine kazındı ve artık kendisi de filmin tarihinin bir parçası. Ama bugün sinemalarda gösterilen, arşivlerde saklanan, gelecek kuşaklara aktarılacak olan kopya, sansürün istemediği kopya.

Nöron Film'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.