2026-09-18 · 14 dk
Bong Joon-ho'nun 2019 tarihli Parazit'inin, yönetmenin öğrencilik yıllarında zengin bir eve özel ders vermesinden doğan fikrinden başlayarak, bodrum katı mahallesinin dev bir su havuzunun içine set olarak kurulup son çekim gününde lağım suyuyla basıldığı yapım sürecini ve baştan sona storyboard'la tasarlanmış görsel dilini anlatıyor. Bölüm, Cannes'da oybirliğiyle gelen ilk Kore Altın Palmiye'siyle ve bir yıl sonra İngilizce dışı bir filmin ilk kez En İyi Film Oscar'ını almasıyla kapanıyor.
parazitbong joon-hokore sinemasıcannesoscarBir mahalleyi sular altında bırakmanın tek yolu vardı: mahalleyi baştan, dev bir havuzun içine kurmak. Ekip son çekim gününde o sokağa gerçek lağım suyu pompaladı. Aynı film bir yıl sonra, yetmiş yıldır kimsenin aşamadığı bir engeli — altyazıların "bir inçlik duvarını" — Hollywood'un en büyük sahnesinde yıkacaktı.
1990'ların başında, Seul'ün en varlıklı semtlerinden birinde, yüksek bir bahçe duvarının önünde duran yirmili yaşlarının başında bir sosyoloji öğrencisi vardı. Yonsei Üniversitesi'nde okuyan, orta halli bir ailenin oğlu olan bu genç adamın adı Bong Joon-ho'ydu ve bir tanıdığı aracılığıyla, zengin bir ailenin ortaokula giden oğluna özel ders vermek üzere o kapıdan içeri girmişti. Yıllar sonra o anı anlatırken kullandığı ifade hep aynı oldu: içerisi tuhaf ve yabancıydı. Evin büyüklüğünden çok, evin sessizliği; odaların birbirine açılma biçimi, koridorun ne kadar uzun sürdüğü, camdan giren ışığın miktarı. Ders vermeye geldiği o eve, aynı zamanda bir davetsiz misafir gibi girdiğini hissediyordu.
İş uzun sürmedi. Bong iki ay sonra kovuldu. Ama kovulmasıyla birlikte bitmeyen bir şey vardı: o evin içindeyken kafasından geçen küçük, yaramaz fantezi. Arkadaşlarını tek tek bu eve sokabilse ne olurdu? Biri İngilizce öğretmeni, biri sanat terapisti, biri şoför olarak kapıdan girse; ev sahipleri hiçbir şeyin farkında olmadan evlerini yavaş yavaş başkalarına devretse. Bu, yirmi yaşındaki bir gencin aklından geçen bir şaka gibiydi. Film olmak için yaklaşık 20 yıl bekledi.
Fikir 2013'te yeniden yüzeye çıktı. Bong o sıralar artık ulusal sınırların dışına taşmış, büyük bütçeli uluslararası yapımların içinde çalışan bir yönetmendi. Yeni hikâyeyi önce sinema ölçeğinde değil, tiyatro ölçeğinde düşündü: iki eve sıkışmış, mekânı neredeyse hiç terk etmeyen, oyuncuların bedenleriyle taşıyacağı bir hikâye. Yazdıklarını kafasında yaklaşık dört yıl demlendirdi. O dönemdeki çalışma başlığı Dekalkomani'ydi; bir yüzeydeki boyalı görüntünün başka bir yüzeye olduğu gibi geçirilmesine dayanan o eski baskı tekniğinin adı. Çünkü Bong başlangıçta iki aileyi birbirinin simetrik yansıması olarak kurgulamıştı: aynı sayıda insan, aynı roller, aynı ilişkiler, sadece farklı yükseklikte duran iki hayat.
Senaryo asıl biçimini 2017 ve 2018'de, Bong'un uzun süredir birlikte çalıştığı Han Jin-won ile yazdığı ortak metinde buldu. Yazarken aklındaki yüz belliydi. Baba rolündeki Ki-taek karakterini, daha önce üç filmini birlikte çektiği Song Kang-ho için kurdu; senaryo, bir oyuncunun yüzündeki en küçük kas hareketine güvenerek yazılmış bir metindi. Bong'un kendine koyduğu kural da netti: bu hikâyede kötü adam olmayacaktı. Kimse kimseden nefret etmeyecek, kimse kimseyi bilinçli olarak ezmeyecekti. Felaket, kötü niyetten değil, iki tarafın da doğal davranmasından doğacaktı.
Simetri fikri yazım sürecinde yerini başka bir şeye bıraktı. Bong iki aileyi eşit mesafeden izlemek yerine, kamerasını yoksul ailenin omzuna yerleştirmeye karar verdi; seyirci eve onlarla birlikte girecek, onlarla birlikte saklanacak, onlarla birlikte kaçacaktı. Bu karar filmin adını da değiştirdi. Dekalkomani gitti, yerine tek kelimelik, keskin, rahatsız edici bir kelime geldi: Korecede Gisaengchung, yani Parazit. Bong bu başlığın riskli olduğunu biliyordu; seyirci, kelimenin kimi işaret ettiğini sormak zorunda kalacaktı. Zaten istediği de tam olarak buydu.
Hikâyenin fiziksel zeminini ise Kore'ye özgü bir konut tipi kurdu: banjiha. Yarısı yerin altında, yarısı yerin üstünde kalan bodrum katı daireler. Bu evlerin penceresi kaldırım hizasındadır; içeriden bakınca sokağı görürsünüz, ama gözünüz yayaların ayaklarıyla aynı seviyededir. Güneş içeri günün belli bir saatinde, belli bir açıyla, sayılı dakika girer. Bong'un filmi tam olarak bu dikey coğrafyanın üzerine kuruldu: merdivenler, rampalar, yokuşlar. Karakterler zengin olduklarında yukarı çıkıyor, gerçekliğe döndüklerinde aşağı iniyorlardı. Ve bu iniş çıkışların hiçbirine tesadüf bırakılmayacaktı.
Bong Joon-ho'nun Kore sinemasındaki lakabı, adıyla İngilizce "ayrıntı" kelimesinin birleşiminden doğmuştur: Bongtail, yani ayrıntıcı Bong. Bu lakap bir abartı değil, çalışma yönteminin tarifidir. Bong filmlerini çekmeden önce kendi eliyle, plan plan çizer. Parazit'in tamamı, ilk kareden son kareye kadar, yönetmenin storyboard defterinde çizilmiş olarak vardı; bu çizimler sonradan kitap halinde yayımlandı. Set ekibi çoğu sahnede, çizilmiş kareyi neredeyse birebir gerçekleştirdi. Yani film, çekilmeden önce bir anlamda kurgulanmıştı. Bu yöntem, dekor ekibine de alışılmadık bir sorumluluk yüklüyordu: kamera nereye gideceğini önceden biliyorsa, mekânın da o hareketin tam olarak izin vereceği biçimde inşa edilmesi gerekiyordu.
Bu yüzden filmdeki iki evin ikisi de gerçek değildir. Zengin Park ailesinin, mimari dergi sayfasından fırlamış gibi duran evi hiçbir yerde durmuyor; yapım tasarımcısı Lee Ha-jun tarafından sıfırdan tasarlandı ve Seul'ün epeyce dışındaki Jeonju'da, boş bir arazide, açık havada kuruldu. Açık havada kurulmasının sebebi görsel değil, ışıktı: ekip inşaata başlamadan önce güneşin yıl içindeki hareketini hesapladı, ışığın bahçeye ve büyük salon camına hangi saatte hangi açıyla düşeceğini önceden çıkardı. Evin zemin katı ve çimleri gerçekten ekilmiş bahçesi o arazide; üst kat ile filmin asıl sırrını saklayan bodrum sığınağı ise kapalı bir stüdyoda inşa edildi. Seyircinin tek bir ev olarak gördüğü mekân, aslında birbirinden kilometrelerce uzakta duran parçaların birleşimidir. Filmde 400'ün üzerinde görsel efekt planı vardır ve bunların çoğu uzay gemisi ya da canavar için değil, bir odayı başka bir odaya görünmez biçimde bağlamak için kullanılmıştır.
Asıl teknik cesaret ise madalyonun öteki yüzünde, yoksul ailenin mahallesindeydi. Bong'un senaryosunda, filmin ortasında sağanak bir yağmur var; suyun tepedeki evden aşağı doğru inip mahalleyi yutması gerekiyordu. Bunu gerçek bir sokakta çekmek imkânsızdı. Bu yüzden mahalle, Seul'ün kuzeybatısındaki Goyang'da bulunan dev bir su tankı stüdyosunun içine kuruldu. Sokak, dükkânlar, merdivenler, çöp bidonları, yarım pencereler; hepsi, istenen seviyeye kadar suyla doldurulabilen bir havuzun tabanına gerçek ölçekte inşa edildi. Bodrum dairenin tuvaleti çalışıyordu, penceresi dışarıdaki kurgu sokağa bakıyordu.
Ekranda yaklaşık 7 dakika süren bu su bölümü, filmin bütçesinden orantısız bir pay yedi. Her deneme için tank belli bir seviyeye kadar dolduruluyor, çekim bitince tamamen boşaltılıyor, set temizleniyor, duvar kâğıtları yeniden yapıştırılıyor, eşyalar kurutuluyor ve her şey baştan kuruluyordu. Filmin en çok konuşulan görüntülerinden biri olan, kanalizasyon basıncıyla tuvaletten yukarı fışkıran su ise günlerce süren ayrı bir mühendislik çalışmasının ürünüdür; doğru basınç, doğru yükseklik ve doğru anda durma ancak defalarca denenerek bulundu. Oyuncular o sahneleri gerçekten kirli görünen, soğuk suyun içinde oynadılar.
Suyun aktığı yol da uydurmadır. Karakterlerin tepedeki zengin mahalleden kendi mahallelerine indiği o uzun, kesintisiz gibi duran yağmur yürüyüşü, Seul'ün farklı semtlerindeki merdivenlerden, tünel ağızlarından ve dar ara sokaklardan derlendi. Seyirci tek bir iniş izlediğini sanır; aslında şehrin birbirinden habersiz köşeleri kurguda üst üste dizilmiştir. Bong'un yaptığı, coğrafyayı belgelemek değil, bir duyguyu haritaya çevirmekti: aşağı inmek bitmiyordu.
Görüntü yönetmeni Hong Kyung-pyo, filmi geniş bir çerçeveyle, zengin evinde yatay çizgileri, yoksul mahallede dikey çizgileri öne çıkaracak biçimde çekti. Çekimler 18 Mayıs 2018'de başladı, 19 Eylül 2018'de bitti. Filmin bütçesi 13,5 milyar won, yani yaklaşık 11 milyon dolardı; Hollywood ölçeğinde orta boy bir bağımsız yapım kadar. Jung Jae-il'in müziği ise filmin en sinsi unsurlarından biridir: ailenin eve sızdığı bölümde duyduğumuz o telli, neredeyse barok tınılı parça, bir suç planını değil, ciddiyetle yapılan bir işi anlatır gibi çalar. Kapanışta duyulan şarkının sözleri Bong'un kendisine, sesi ise oğul Ki-woo'yu canlandıran Choi Woo-shik'e aittir.
Parazit dünyaya ilk kez 21 Mayıs 2019'da, Cannes Film Festivali'nde gösterildi. Salondan çıkanların anlattığı şey daha sonra filmin uluslararası yolculuğunun da özeti oldu: kimse filmin hangi türe ait olduğunu söyleyemiyordu. 25 Mayıs'ta, başkanlığını Alejandro González Iñárritu'nun yaptığı jüri, en büyük ödül olan Altın Palmiye'yi Parazit'e verdi. Iñárritu kararın oy birliğiyle alındığını açıkladı ve jürinin en çok, filmin türler arasında beklenmedik biçimde gezinmesini takdir ettiğini söyledi. Bu, Kore sinemasının 100. yılı sayılan bir yılda, bir Kore filminin bu ödülü ilk kez kazanmasıydı.
Film Kore'de 30 Mayıs 2019'da vizyona girdi ve 10 milyonun üzerinde seyirciye ulaştı; nüfusu 50 milyonu biraz aşan bir ülkede bu, her beş kişiden birinin bileti demekti. Ardından, aylara yayılan ve sinema tarihinin en dikkatli yürütülmüş kampanyalarından biri sayılan bir uluslararası tur başladı. Bong bu turu neredeyse hiç ara vermeden, yanında çevirmeni Sharon Choi ile yaptı; Choi'nin, yönetmenin espri zamanlamasını ve tonunu koruyarak yaptığı ardıl çeviriler kısa sürede kendi başına bir olay haline geldi.
Kampanyanın dönüm noktası 5 Ocak 2020'de yaşandı. Altın Küre ödüllerinde yabancı dilde film ödülünü alan Bong, sahnede o geceden çok daha uzun yaşayacak bir cümle kurdu: 1 inçlik, yani yaklaşık 2,5 santimlik altyazı engelini aştığınızda, çok daha harika filmlerle tanışacaksınız. Bu cümle bir ödül konuşmasının nezaket sözünden fazlasıydı; İngilizce konuşulan pazarda on yıllardır sessizce kabul edilmiş bir alışkanlığı, altyazılı filmin "zahmetli" sayılması alışkanlığını, tek bir görüntüyle tarif ediyordu.
O engelin ne kadar ince olduğunu, filmin İngilizce altyazılarını hazırlayan, uzun yıllardır Kore'de yaşayan eleştirmen Darcy Paquet'in çözümleri de gösteriyordu. Paquet, Korelilerin iki ayrı hazır erişteyi karıştırarak yaptığı çapaguri yemeğini İngilizceye çevirirken kelimesi kelimesine çevirmek yerine, yabancı seyircinin iki erişte türünü de tanıyacağı yeni bir ad uydurdu. Kız kardeş Ki-jung'un sahte kimliğini ezberlemek için mırıldandığı tekerleme de aynı mantıkla, Korelilerin çocukluktan bildiği bir şarkının yerine başka bir kültürel refleks konarak aktarıldı.
9 Şubat 2020 gecesi, Akademi Ödülleri'nde Parazit 6 dalda aday gösterildiği yarıştan 4 ödülle ayrıldı: en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi özgün senaryo ve en iyi uluslararası film. Akademi'nin 92 yıllık tarihinde, İngilizce olmayan bir film ilk kez en iyi film seçiliyordu. Altın Palmiye ile en iyi film Oscar'ını aynı anda kazanan ilk yapım olmak içinse 1955 yapımı Marty'den bu yana geçen 65 yıl beklenmişti. Bong, yönetmenlik ödülünü alırken salonda oturan Martin Scorsese'ye dönüp gençken kalbine kazıdığı sözü hatırlattı: en kişisel olan, en yaratıcı olandır. Salon ayağa kalktı.
Yaklaşık 11 milyon dolara çekilen film, dünya genelinde 250 milyon doları aşan bir hasılata ulaştı. Ama Parazit'in bıraktığı en somut iz gişede değil, kendi ülkesinin konut tartışmasında görüldü. Filmin gösterime girmesinden sonra banjiha kelimesi Kore dışında da tanınır hale gelmişti; 2020 verilerine göre Seul'deki konutların yaklaşık yüzde 5'i, yani 200 bin civarı ev bu tipteydi. Ağustos 2022'de Seul'ü 80 yılın en şiddetli yağışları vurdu. Şehirde 11 kişi hayatını kaybetti; ölenler arasında, yükselen suyun içeride kapana kıstırdığı bir bodrum dairede boğulan bir aile de vardı. Belediye günler içinde yeni banjiha inşaatlarına ruhsat vermeyi durdurdu ve mevcut dairelerin 20 yıl içinde konut olmaktan çıkarılması için bir plan açıkladı. Bir filmde 7 dakikalık bir sahne olarak, su tankında defalarca tekrar edilerek çekilmiş olan şey, üç yıl sonra gerçek bir sokakta yaşandı ve bir şehrin imar politikasını değiştirdi.
Bugün Seul'de, filmdeki merdivenleri ve market önünü gezdiren turlar yapılıyor; Jeonju'daki o ev ise çekimler bittikten sonra sökülmüş, yalnızca çizimlerde ve karelerde kalmıştı. Parazit'in asıl kalıcı etkisi ise sektörün kendi alışkanlığında oldu: bir filmin hangi dilde konuştuğunun, seyircinin onu sahiplenmesinin önünde ne kadar ince bir engel olduğu, artık bir tez değil, kanıtlanmış bir olgu olarak konuşuluyor.
Nöron Film'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.