← Nöron Film

Gel ve Gör: Sekiz Yıl Rafta Bekleyen Film

2026-09-05 · 13 dk

▶ Spotify’de dinle

Elem Klimov'un 1985 tarihli Idi i smotri (Gel ve Gör) filminin, Ales Adamoviç'le birlikte 1977'de yazılan senaryosunun Goskino tarafından yıllarca reddedilip rafta bekletilmesini; Belarus'ta kronolojik sırayla, Steadicam ve gerçek mermilerle çekilen ve on dört yaşındaki başrolünü yaşlandıran çekim sürecini; ve Klimov'un bu filmden sonra bir daha film çekmemesini anlatıyor.

gel ve görelem klimovsovyet sinemasısavaş filmisansür

Bölüm metni

Senaryo yazıldığında yönetmen kırk dört yaşındaydı; çekime başladığında elli bir. Aradaki sekiz yılda Moskova'daki sansür kurulu aynı metni defalarca geri çevirdi — anlattığı şey doğru olduğu için değil, fazla doğru olduğu için. Sonunda izin çıktığında Klimov kamerayı öyle bir yere kurdu ki, o filmden sonra bir daha hiç film çekmedi.

Ales Adamoviç, 1970'lerin başında elinde bir teyple Belarus'un köy yollarına düştü. Aradığı şey belgeydi ama kâğıt üzerinde bir belge değil, insanların ağzından çıkan cümlelerdi. Kendisi de savaşta on beş yaşında bir partizandı; ormanda geçirdiği yılların ardından yazar olmuştu ve peşine düştüğü hikâye, kendi çocukluğunun içinden geçen hikâyeydi. Yanına iki yazar arkadaşını aldı, köy köy dolaşıp hayatta kalanları buldu ve onları konuşturdu. Bantlara kaydedilen o sesler 1977'de bir kitap oldu: Ya iz ognennoy derevni, yani Ateşli Köydenim.

Ateşli Köydenim'in anlattığı şey, Belarus'ta olağan hale gelmiş bir yöntemdi. Bir köy, partizan faaliyetine misilleme olarak seçilir; halk meydanda toplanır, en büyük ahıra ya da kilise binasına doldurulur, kapılar kapatılır ve bina ateşe verilirdi. Bu yöntemin en bilinen örneği Hatın köyüdür. 22 Mart 1943'te, yakınlarda bir Alman konvoyuna yapılan partizan baskınının ardından, cezalandırma birlikleri Hatın'a girdi. Köyün 149 sakini bir ahıra tıkıldı ve ahır yakıldı. Kurtulanların sayısı 6'ydı; bunların 5'i çocuktu. Adamoviç bu olayı 1971'de Hatın adlı romanına taşımıştı ve şimdi elinde, bu romanı besleyen yüzlerce canlı tanıklık daha vardı.

Bu malzemeye bir yönetmen sahip çıktı: Elem Klimov. 1933'te Stalingrad'da doğmuştu; adı bile dönemin ürünüydü, Engels, Lenin ve Marx'ın baş harflerinden yapılmış bir addı. 1942'de, şehir yanarken, annesi ve bebek kardeşiyle birlikte Volga'nın karşı kıyısına geçirildi. 9 yaşında bir çocuk olarak nehrin üstünden geçerken arkasında bıraktığı manzarayı hiç unutmadı. Yıllar sonra, kendi filminde küçük bir oğlanın gözlerine yerleştirmeye çalışacağı bakış, muhtemelen o sabahtan kalmaydı.

Klimov ile Adamoviç senaryoyu birlikte yazdılar ve 1977'de Sovyetler Birliği'nin devlet sinema kurumu Goskino'ya, yani Devlet Sinema Komitesi'ne sundular. Filmin o günkü adı Hitler'i Öldürün'dü. Sinema Komitesi metni okudu ve reddetti. Gerekçe, Sovyet sansürünün alışıldık gerekçelerinden değildi; kimse senaryoyu ideolojik olarak sakıncalı bulmuyordu. Bulunan kusur, fazla gerçekçi olmasıydı. Komite'nin dilinde bunun adı "kir estetiği" ve "natüralizm"di. Zaferin resmî anlatısı vardı: kahramanlık, dayanışma, kurtuluş. Klimov'un anlatmak istediği şey ise kahramanlık değil, çamurun içinde çürüyen bir çocukluktu. Metinde değişiklik talep edildi. Klimov, malzemeyi fazla kutsal saydığı için tek bir tavizi bile kabul etmedi. Senaryo rafa kaldırıldı.

Sonraki sekiz yıl, filmin çekilmediği ama yönetmenin yaşadığı yıllardır. 2 Temmuz 1979 sabahı, Klimov'un eşi, yönetmen Larisa Şepitko, Leningrad yakınlarında bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Yeni filminin mekânlarına bakmaya gidiyordu; ekibinden dört kişi de aynı arabadaydı. Klimov, eşinin yarım kalan filmini kendisi tamamladı ve onun anısına kısa bir belgesel çekti. Yani rafta bekleyen yalnızca bir senaryo değildi; bekleyen adam da bu arada başka bir şeye dönüşüyordu. Filmin çekildiğinde taşıdığı ağırlığın bir kısmı, o sekiz yılın kendisinden gelir.

İzin nihayet 1984'te çıktı. Zaferin 40. yıldönümü yaklaşıyordu ve savaş konulu büyük bir yapım için kapılar aralanmıştı. Ancak Sinema Komitesi eski adı hâlâ kabul etmiyordu. Klimov, yazar olan kardeşi German'a danıştı; aradıkları cümle Yeni Ahit'te, Vahiy kitabının 6. bölümünde duruyordu. Kıyametin dört atlısı sırayla belirirken, her birinin gelişinde tanığa yöneltilen bir buyruk vardır: gel ve gör. Filmin adı böylece Idi i smotri, yani Gel ve Gör oldu. Bu, bir başlıktan fazlasıdır; seyirciye verilmiş bir emirdir ve film, iki saat boyunca bu emri harfiyen uygular.

Çekimler 1984'te Belarus'ta, ülkenin kendi film stüdyosu Belarusfilm'in yapımıyla başladı. Klimov'un en radikal kararı, teknik değil zamansaldı: film, senaryodaki sırayla, baştan sona kronolojik olarak çekilecekti. Sinemada bu neredeyse hiç yapılmaz, çünkü pahalıdır; aynı mekâna dönmek, aynı dekoru ikinci kez kurmak gerekir. Klimov bunu göze aldı, çünkü elde etmek istediği şeyi oyunculukla elde edemeyeceğini düşünüyordu. Çekimler 9 ay sürdü ve bu 9 ay boyunca kamera, başrolündeki çocuğun yüzünde gerçekten olan biteni kaydetti.

O çocuk, Aleksey Kravçenko'ydu. 14 yaşındaydı ve profesyonel bir oyuncu değildi. Klimov onu seçtiğinde asıl kaygısı filmi değil, çocuğu düşünmekti: bu rolün bir ergende kalıcı hasar bırakmasından korkuyordu. Bu yüzden sete bir hipnoz uzmanı çağırdı ve Kravçenko'ya, çekimlerin ağırlığını taşımasına yardım edecek bir tür otojen gevşeme yöntemi öğretildi. Buna rağmen çocuğun yaşadıkları hafif değildi. Aylarca süren aşırı yorgunluk, sıkı bir perhiz ve sürekli açlık, filmdeki bedensel çöküşün gerçek karşılığıydı. Kravçenko okuluna döndüğünde zayıflamıştı; filmdeki ağarmış saçlar ise makyajın işiydi, gümüş rengi bir boyayla yapılmıştı.

Sette gerçek mermi kullanıldı. Kurusıkı değil, keskin nişancıların kontrollü biçimde ateşlediği gerçek mühimmat. Kravçenko yıllar sonra, mermilerin başının 10 santim kadar üstünden geçtiğini anlattı. Bombardıman sahnelerinde patlayıcılar, oyuncularla arasında yalnızca 1,5 metrelik bir beton siper varken infilak ettirildi. Klimov'un aradığı şey, oynanmış bir korku değil, bedenin kendiliğinden verdiği tepkiydi; ve o tepkiyi almanın bugün hiçbir yapımda kabul edilmeyecek bir yolunu seçti.

Bu şiddetin görüntüye çevrilmesi, görüntü yönetmeni Aleksey Rodionov'un işiydi. Rodionov, o yıllarda Sovyet sinemasında henüz yeni olan Steadicam'i kullandı; ama alışıldık amacıyla değil. Steadicam genellikle pürüzsüz, süzülen, seyirciyi rahatlatan hareketler için tercih edilir. Burada tam tersi yapıldı: kamera çocuğun peşine takıldı, paniğin düzensiz yörüngesini izledi, tökezledi, döndü, kaçtı. Filmin en tanınan tercihi de burada devreye girer. Karakterler zaman zaman doğrudan merceğe bakar. Bu bakış, seyirciyi izleyici olmaktan çıkarıp tanık konumuna iter; başlıktaki buyruğun görsel karşılığıdır.

Sesin tasarımı da aynı mantıkla kuruldu. Ormandaki bombardımanın ardından oğlanın duyma yetisi zarar görür ve film, seyirciyi onunla birlikte sağır bırakır. Diyaloglar uzaklaşır, yerini tiz bir çınlama alır; kuş sesleri, uçak motorları ve konuşmalar aynı bulanık katmanın içinde erir. Klimov, savaşı anlatmanın yolunu onu göstermekte değil, seyircinin duyularını karakterin duyularına bağlamakta buldu.

Filmin yanına yerleşen ikinci figür, kız kardeş gibi başlayıp ortadan kaybolan Glaşa'dır. Onu oynayan Olga Mironova da profesyonel bir oyuncu değildi ve bu filmden sonra bir daha kamera karşısına geçmedi. Sinema tarihinde tek bir role sahip, o tek rolü de unutulmayan çok az isim vardır.

Filmin merkezindeki köy sahnesi, Adamoviç'in bantlarındaki tanıklıkların doğrudan sahneye çevrilmiş halidir: halkın meydanda toplanması, ahıra doldurulması, kapının kapatılması. Klimov bu bölümü grotesk ayrıntılarla doldurdu; cezalandırma birliğinin subaylarından birinin omzunda bir maymun taşıması gibi, gerçeklikten alınmış ama akıl almaz duran detaylarla. Yine de yönetmen, bildiği her şeyi perdeye koymadığını hep söyledi. New York Times'a verdiği bir röportajda bunu açıkça ifade etti: bildiklerinin tamamını ve gerçeğin bütününü gösterseydi, o filmi kendisinin bile izleyemeyeceğini söylüyordu.

Gel ve Gör, 9 Temmuz 1985'te Moskova Uluslararası Film Festivali'nde gösterildi. Tarih, Klimov'un 52. doğum günüydü. Festivalden Altın Ödül ve uluslararası sinema yazarlarının verdiği FIPRESCI ödülüyle çıktı. 17 Ekim 1985'te ülke çapında vizyona girdi ve burada, filmin en şaşırtıcı istatistiği ortaya çıkar: Sovyetler Birliği'nde 28,9 milyon kişi bileti alıp bu filme girdi. 1986 yılının gişe sıralamasında altıncıydı. Yani izlenmesi neredeyse dayanılmaz kabul edilen bir film, kitlesel bir seyirciyle buluştu. Klimov, hem Sovyetler Birliği'nde hem yurtdışında, bazı gösterimlerde salondan çıkarılması gereken seyirciler için ambulans çağrıldığını anlatmıştır.

Filmin son beş dakikası, tüm yapının anlamını değiştiren bir hamledir. Ormanda ilerleyen oğlan, çamurlu bir su birikintisinde Hitler'in bir portresini bulur ve tüfeğiyle ateş etmeye başlar. Her el ateşte perdeye arşiv görüntüleri düşer, ama görüntüler geriye doğru akar: yıkım geri sarılır, cepheler çözülür, kalabalıklar dağılır, yıllar geriye gider. Sonunda akış, Hitler'in annesinin kucağındaki bebeklik fotoğrafına ulaşır. Oğlan namluyu indirir ve ateş etmez. Film burada, izleyicisini rahatlatmayı reddederken aynı zamanda intikamı da reddeder; çünkü geriye sarılabilecek hiçbir tarih yoktur ve öldürülebilecek hiçbir bebek çözüm değildir. Ardından Mozart'ın Requiem'inden Lacrimosa yükselir, oğlan partizanların ardından karlı ormana dalar ve perdeye kuru bir bilgi düşer: Belarus'ta 628 köy, sakinleriyle birlikte yakılmıştır.

Klimov bu filmden sonra bir daha film çekmedi. 1985'te 52 yaşındaydı ve önünde uzun yıllar vardı; üstelik hemen ardından, Sovyet sinemasının en özgür döneminde Sinemacılar Birliği'nin başına geçti ve rafa kaldırılmış onlarca filmin serbest bırakılmasında rol oynadı. Ama kendi kamerasına dönmedi. 2001'de bunun sebebini sorduklarında verdiği cevap yalındı: film yapmaya ilgisini yitirdiğini, mümkün olan her şeyi zaten yaptığını hissettiğini söyledi. 2003'te öldü. Sekiz yıl bekleyen bir senaryonun ardından gelen bu on sekiz yıllık sessizlik, filmografisinin bir parçası gibi okunur artık.

Kravçenko içinse hikâye tersine döndü. O rolün ardından askerliğini yaptı, sonra oyunculuk eğitimi aldı ve Rusya'nın en çok çalışan oyuncularından biri oldu; bugün onlarca filmde ve dizide görünen bir isim. Ama nereye giderse gitsin, 14 yaşındaki o yüzün gölgesi peşinden geldi.

Filmin kendisi ise zamanla daha da büyüdü. 2017'de yapılan restorasyon Venedik'te en iyi restore edilmiş film ödülünü aldı; 2020'de Amerikan klasikler yayıncısı Criterion'ın 2K kopyasıyla yeniden sinemalara ve dolaşıma girdi ve o zamana kadar onu ancak kötü kopyalardan tanıyan bir kuşak, filmi ilk kez düzgün biçimde gördü. İngiliz sinema dergisi Sight and Sound'un 2022'deki büyük anketinde yönetmenlerin listesinde 41., eleştirmenlerin listesinde 104. sırada yer aldı; yönetmenlerin onu eleştirmenlerden daha yukarı koyması, meslekten insanların bu filmde bir teknik cesaret gördüğünün işaretidir.

Bugün savaş filmi denilince akla gelen şeylerin çoğunu Gel ve Gör yapmaz. Strateji anlatmaz, cephe haritası çizmez, komutan portresi sunmaz, kazanılmış bir savaşın gururunu paylaşmaz. Yaptığı tek şey, bir çocuğun yanına durup onunla birlikte bakmaktır. Sekiz yıl boyunca reddedilme sebebi de tam olarak buydu: bir devlet, zaferini anlatan bir film istiyordu; karşısına, zaferin altındaki maliyeti hiçbir yumuşatma olmadan gösteren bir metin çıktı. O metin rafta beklerken hiçbir şey kaybetmedi, çünkü anlattığı şey tazeliğini yitirebilecek bir şey değildi. Ve adındaki buyruk hâlâ yürürlükte: film seyircisinden bir şey hissetmesini değil, gözünü kaçırmamasını ister.

Nöron Film'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.